iskenderun forum

Hoşgeldiniz ( GİRİŞ | KAYIT OLUN )

İSKENDERUN'UN GÜNCEL FOTOĞRAFLARINI FACEBOOK SAYFAMIZDAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. https://www.facebook.com/iskenderunforum.com
  İskenderun Resimleri      İskenderun Genel& Sorunlar& Öneriler     İskenderun kültür,turizm

 
Reply to this topicStart new topic
> 12 eylül ve siz, biz, onlar...
orhann
mesaj 14-09-2009 - 15:37
İleti #1





Grup: İskenderunforum Köşe Yazarı
İleti: 94
Katılım: 21-12-2007 - 10:36
Nereden: oabcxx
Üye No: 2,424
isim: orhan
meslek: serbest
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: lise



1980 - 12 Eylül faydaları, zararları ve değişmeyenler.
Iskenderun ihtilal rüzgarıyla sarsılmadı.
Soğukoluk hikayeleri mazide kalmıştı. Pavyonlar kapanmış, sahil çay bahçeleri ve işlek köşe büfeler Mardinlilerin eline geçmişti. Hatta sebze hali, seyyar sebze tezgahları, beton dökme ekipleri de onların elindeydi. Elinde tombala torbasıyla dolaşan Mardin'linin bir elinde ustalıkla sakladığı numarayı yakalasan bile hemen aşiretiyle gelmekle tehdit ediyordu.
Demirçelik işletmesinin gelişmesi İskenderun siyasetini de etkilemişti. Sol fikirlerin hakim olduğu Iskenderun, tepelere yerleşen doğulular sayesinde solun bütün renkleriyle tanışmıştı. Bunlardan farklı düşünenler ne yapacaktı yada onların karşısında ne vardı ki!… Artık o kalkınacaktı.

İşte sağ da böyle canlanmıştı. Hatta Karaağaç’tan bile boynuna üç hilal takanlar vardı. Tabii burada sadece İskenderun merkezli olayları anıyoruz. Diğer kazalar veya orası kökenlilerden sağ hareketlerin içinde olanlar başından beri içindeydiler.

Yani Demir çelik Sendikasının bulunduğu siyasi koridor İskenderun’u da etkilemiş bir denge oluşmuştu.Böylece de daha önceleri olmayan sokak çatışmaları ve bombalama olayları başlamıştı.

Gerçekte 12 Eylül’den önce sağda!, solda!, askeri güçler haricindeki emniyet güçleri hatta taraftar olanlar bile yorulmuştu. Hiç kimse kazanamayacağını anlamış. O kadar kan ve zaman kaybeden sol aydınlar bile “Halka rağmen, halk için” demeye başlamıştı.
Ortam herkesi rahatsız edecek bir duruma dönmüş, siyasi kimlik etnik kimlikle bütünleşmişti. Türkiye’nin başka yerlerinde olduğu gibi Antakya’da da mahalleler bölünmüştü. Bilinmeyen şahsiyetler İskenderun’da bile her mahallede rahatça dolaşamıyordu.
Maraş katliamları yaşanmış yeni yerler tezgahlanmaya başlamıştı. Antakya bir kaç gün olaylar başlıyor diye kepenkleri erken kapatmış, halk evlerine sığınmış, gençler etnik kimliklerine göre mahallelerinde saf tutmuşlardı. Geceleri mahallelerden mahallere gelişigüzel atışlar yapılıyordu.
Hassa Kırıkhan yolunda minibüsleri durduran guruplar uzun saçlıları indirip tıraş ediyordu. Demir Çelik sendikası en az 50 militanını çalıştırmadan yatırıyor yeni militanlara kadro şansı arıyordu.

Devlet kurumları askeri darbeyi bekler gibi kabuğuna çekilmiş, yeni bir kadroda devlet görevlisi olmak ..ta! Bakanın imzasıyla oluyordu.
Kurtarılmış bölgeler ilan edilmiş, sendikalar fikirleri çerçevesinde işyerlerini yürütüyordu.
Tunceli’lerin çoğunluk olduğu Halkın Kurtuluşu Maoist bir çizgide. Devlet başlayan hareketlerde Diyarbakır ucuyla ve 70’e varan çeşitli görüş ve fraksiyonlarla devam ediyordu. Her fraksiyonun ne demek istediğini anlamak istesen ne vaktin yeter nede sıhhatin. Sıhhatin dedimse yani muhakkak birine bir şey sorarsın. Vay sen bunu nasıl sorarsın diye kafana sopayı yersin!

Hatta o kadar ileri gidilmişti ki büyük şehirlerde benzerlikten dolayı dövülen ve öldürülenler vardı.

Açıkçası bu günler gibi işsizlik yoktu! Boşluktan sıkıldıysan katıl ya sağa yada sola. Sabah evden çıktın mı yapacağın kutsal bir görevin vardı. Derneklerde, partilerde çayın kahven bedava yemek de var.

Şimdilerde bu fırsatlar nerede AK parti’ye gitsen, her gün kapısını aşındırsan kimin nereden avantalandığını bir türlü anlayamazsın. Senin sohbetini dinleyecek kimseyi bulamazsın. Halk Partiye gitsen belediyeye işin düştü sanırlar. Öbürleri zaten kadroyu kurmuş sadece piyon arıyorlar.

Kutsal görevin Türkiye’yi hatta daha da ilericiysen dünya toplumlarını kurtarmaktı. Konuşacak konu derya gibiydi. Haliyle eylemsiz de olmazdı. Eylem yaptın mı artık bilinen biriydin, yakaladılar mı seni becerecek birileri olduğundan yollarını, çevreni ona göre düzenlemen gerekirdi. Yoksa acı acı çizilir belki de fişlenirdin.

Sağdaki ümmetçi görüşle turancı görüş de ayrıca çatışıyordu. Hatta yer yer sokak çatışmaları bile başlamıştı. Belediye çöpleri toplanmıyor, sular elektrikler, telefon hatları sık sık kesiliyor, sigara karaborsada hatta kahve kaçak geliyordu. Kahve bulunamazsa nohut veya menengiş kahvesi içiliyordu.

Siyasi fikir arkadaşlıkları birbirini koruyor olma şekline dönüşmüş, imkanı olanlar başkalarını taşımaktan bıkmıştı. Neredeyse, bir ihtilal olsa da şu yükten kurtulsam der gibiydiler. Yani bu darbe biraz daha gecikseydi millet artık oturup kim gelirse gelsin diyecek duruma gelmişti. Televizyon haberlerde yarım saat taranan kahveleri veya bombalanan yerleri sayıyordu.

Açıkçası asker için her şey hazırdı. Zaten öyle de yaptı. Çıktı, yürüdü aramasına bile gerek kalmadı. Kurtarılmış bölgeler sanki onlar gelip toplasın diye hazırdı. Sendikalar zaten belliydi, fişlenenler yurtdışına kaçamadıysa, yerinden alındı. 650.000 olduğu söyleniyor. Şimdi bile duydukça üzüldüğümüz müebbet hükümler, işkenceler,idamlar. Her fikirden nice kıymetli şahsiyetler provakatörlerce kurulmuş tezgahların içinde yok olup gitti. Gel de ergenekona inanma! Askerler gelip toplasın, bıkkın yorgun halk alkışlasın diye ne tezgahlar kurulmuştur, kimler kimlerin önünde sahte sloganlarla saf duyguları yönlendirmiştir. 13 Eylül'de hemen sular kesintisiz akmaya başladı. İstanbul’un Ankara’nın kalabalık meydanlarında jetonlu telefon kabinleri önünde bekleyenlere çağrı sesi satan tezgahçılar yok olmuş, çevir sesi beklenmeden telefonlar çalışır olmuştu. Yanmayan sokak lambaları ortalığı gündüz gibi aydınlatır olmuştu.

Otobüsler zamanında kalkmaya, bakkallarda yerli üretim sigaralar rahatlıkla satılmaya başlanmıştı. Devlet daireleri bankalar daha ciddi çalışır, Aziz Nesin’in dediği gibi dilekçelere hemen cevap verilir olmuştu. Antakya’lılar işi daha ileri götürüp Kenan Evren’i milli enişte diye karşılamışlardı. En ilgi çekici olanı da bir uyarıyla benzin istasyonlarında devamlı arızalı olan hava ve su vanaları devamlı hizmet verir olmuştu.

Vatandaş yakın ve akraba övgüyle bahis ettiği militan isimleri unutup asker kökenli olanları saymaya başlamıştı. Sabah akşam şube komiserleriyle yediği yemeği, kardeşten yakın olduğu polis arkadaşlarını döne döne anlatanlar da yanına birkaç subay, astsubay isimleri ilave etmeye başlamıştı.

Valinin adı unutulmuş, Deniz Alay Komutanı Amiral İskenderun’un değil Antakya’dan intikam alınırcasına Hatay’ın en büyüğü ilan edilmişti. Demirel’e, Ecevit’e aracılarla uzanan talepler amirale yakın olanlara yönlenmişti. Polislerin cilaları kayıp olmuş, minibüsle sivil gezen polisler çevreye küçümser gözle bakıp istediğimi alır götürürüm havası kalmamıştı. Tabi İskenderun’da! Başka şehirler İskenderun gibi sahipsiz olmadığından bu hava sadece suçlulara oluyordu.

Hemen hemen her İskenderun’lunun bu konuda bir hatırası vardır da anlatmak istemez. Hepimizin takdir ettiği emniyet görevlileri haliyle bunun dışındadır.
E bir de Mardinli tombalacı daha masum bir yüzle, gizlice.
• Abi 5 tas iki buçuk torba temiz istersen bak sonra çek demeye başlamıştı.
• Artık! Çay bahçelerinde ne olduğunu devamcıları bilir. Seyyar satıcılarını da kimlerin yakınının temizlediğini siz daha iyi bilirsiniz.
1980 - 12 Eylül iyi kötü kararını siz verin . Ya masum yüzlü bir tombalacı ya da başı türbanlı eli çabuk bir bohçacı.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mesaj 14-09-2009 - 15:37
İleti #


Teşekkürler


Grup: Bot

Katılım: 1 Dakika önce




Go to the top of the page
 
Quote Post

Fast ReplyReply to this topicStart new topic
2 kullanıcı bu başlığı okuyor (2 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 18-10-2017 - 17:36