MEZUNLAR FORUM

Hoşgeldiniz ( GİRİŞ | KAYIT OLUN )


 
Reply to this topicStart new topic
> İskenderun Lisesi ve Kervan Sineması
misafir
mesaj 27-12-2008 - 10:49
İleti #1





Grup: üye
İleti: 1,471
Katılım: 13-02-2008 - 12:01
Üye No: 2,784
isim: misafir



İskenderun Lisesi ve Kervan Sineması
M.Haşmet Kolağası tarafından yazıldı
Salı, 04 Kasım 2008 13:46
Şehit Pamir Caddesi’nde bulunan bu okul 1955 yılında Lise olarak faaliyete geçmişti.1960 lı yılların başında İnönü İlk Okulu’ndan eve giderken İskenderun Lisesi’nin arka kapısını açık bulurduk. Genellikle o saatlerde, sınıflar arası futbol elemeleri yapılırdı. 6 Edebiyat A İle 5 Fen B sınıfları tüm rakiplerini eleyerek finale kadar çıkmışlardı. Final oynayacakları baştan belliydi. Yıllarca benzer etkinlikleri öylen saatlerinde dışardan izleme şansı bulmuştuk. Eve giderken Çok Katlı Otopark’ın yerinde bulunan Sondurak Garajı’ndan Dörtyol istikametine minibüsler kalkardı. Karşı tarafta bisiklet tamircisi, sebzeci ve asmalı bir kahve vardı. Tek hizalı düzgün kaldırım üzerinde ters çevrilen bisikletlerin teker tamiri yapılırdı. Günün her saatinde sakin bir köşe olan bu kaldırımın üzerini dahi kahvenin asmasının gölgesi serinletirdi. Garajın hemen sağından kiliseye doğru döndüğünüzde Yan yana dizilmiş kuruyemişçi, Halil Amca’nın işlettiği halebi ekmek yapan fırın, İşkembeci, kalaycı ve bir erkek terzisi mevcuttu.



Tekrar Lise’ye dönelim: Daha sonraki yıllarda aynı etkinliklerin bizzat konusu olacağımız, başka okul olmadığından kesin gibiydi. Devasa okaliptüs ve çam ağaçları mavi önlüklü kızlara ve takım elbiseli erkeklere gölge olmaya hala devam etmekte. Arka kapıya doğru uzanan çift sıralı ağaçların gölgelendirdiği 50 metrelik yol teneffüslerde bitmeyecek kadar uzun gelirdi. Hemen yolun kenarında bulunan futbol sahasındaki maçları tek sıra banklarda da olsa oturarak izlemeniz mümkündü. Bir yarık kaya fırtınasında arka kapıya yakın kale üzerindeki ağacın dalı kırılarak kale üst direğinin üzerine düşmüştü. Dala verilen ceza kale direği yerine geçmek oldu.

Giriş kapısının da bulunduğu U şeklindeki orijinal binanın dışındaki derslikler sonradan ilavedir. Futbol sahasının batısında ve yolun güneyinde olmak üzere iki adet galvanizli ve oluklu sacdan yapılmış içi ahşap döşemeli iki baraka yedek derslik görevi görürdü. Mermi taşıyan Türk kadını figürlü 25 kuruşu ilk defa bu sınıflarda gördüğümü hatırlıyorum.

Akşam saatlerinde son ders zili çaldığında okulu terk eden talebelerin kararlılığı okulu anında ıssız bırakırdı. O yıllarda yanında güvenlik saati taşıyan bekçiler saat başı okulun çeşitli yerlerindeki anahtarlarla güvenlik saatini kurarlardı.

O yıllarda Fransızcanın etkileri hala mevcut olduğundan iki Fransızca hocası ve birkaç sınıfta Fransızca eğitimi vardı. Daha sonra bu talebeler gittikçe azaldı. Önceleri Orta Okul’la Lise aynı binada idi, ancak daha sonra okul lise öğrencilerine bile yetmez olmuştu.

Ahmet Şen oldukça ciddi bir Fransızca öğretmeni olduğu halde tavırları çok sempatik gelirdi. Diğer Fransızca öğretmeni ise Halide Garbioğlu idi.

Okulun eğitimi o kadar kaliteliydi ki, bazı yıllar üniversiteye en çok talebe gönderen birkaç okul arasına girerdi.

Heredot lagaplı, yaşlı tarih hocamız Cevdet Koçoğlu oldukça fazla saygı görürdü. Bir 10 Kasım anma gününde Kervan Sineması’nda tarihi konuşmasını yapmıştı. Burada Osmanlı İmparatorluğu’nu saray kadınlarının yıktığını söylemişti. Tabi burada anlatılmak istenen hainlerin kadınları kullandığıydı. Kervan Sineması, eşine zor rastlanan bir kültür eseriydi. Bugüne kalsaydı kesinlikle yıktırılmazdı. Arkada bulunan locaların önünden başlayan meyilli alan sahne önüne kadar koltuklara mekan oluştururdu. Sahnenin hemen sol tarafında bulunan tuvaletlere giden seyircileri perdeden yansıyan ışık ele verirdi. Ancak her şeye rağmen filme kendini kaptıranların dikkatini çekmezdi Seyir salonuna paralel bir dinlenme salonu ve orta kısmında çerez satıcısı bulunurdu. Kademeli tavan arasından yansıyan ışıklar film başlamak üzereyken her gong sesiyle gurup gurup söndürülürdü. En son kırmızı ışıklar söndürülür ve film başlardı.

Film bittiği zaman giriş kapısının tam tersi istikametinden, kırmızı ışıklı, “Çıkış” yazan işaretlerin belirlediği kapılardan çıkılırdı. Günün en aydınlık saatlerinde girilen sinemadan bahçe kapısına karanlıkta çıkılır ve bu size zaman yolculuğu yapmış hissi verirdi. Sanki filmin konusunu yaşamış ve dünyaya yeniden dönmüş gibi olurdunuz. Hemen duvarın ötesinde görülen çocuk bahçesi de cıvıltısını kaybetmiş olurdu. Sinemanın ön kapısı Fener Caddesi’ne açılırdı. Bu cadde ismini diğer ucunda bulunan fenerden almıştı. Birkaç yıl önce bir kısmı yıkılan fener, sevenlerinin direnciyle son anda yıkılmaktan kurtuldu. Fener Caddesi’nin üst tarafındaki sokakların önemli bir kısmı henüz o yıllarda asfaltlanmamıştı.

Fener Caddesi üzerinde, Kervan Sineması yanında bulunan dükkan İskenderun müzisyenlerinin bilinen ilk toplanma yeriydi. Alpay’ın “Eylül’de Gel.” Barış Manço’nun “İki Küçük Kol Düğmesi.” parçaları o yılların İskenderun Lisesi’nde ıslıkla tempo tutulan en popüler parçalardı. Barış Manço’nun sonraki parçaları folklorik özellikler taşımakta idi. Her ne kadar önemli kültürel katkısı olsa da, o duygusal etkiyi bir daha algılayamadık. Fedakârlıkta zirveye ulaştığını sandığı dostuyla bir araya gelme şansının sıfır olduğu bir ortamda, kol düğmelerinin yan yana gelmesi müthiş bir haz olduğu kadar, sabahları her birinin ayrı bir kola takılması büyük bir ızdırap olarak algılanmakta idi. Boş dersinizde havuz kenarında su, güvercin ve kuş seslerinin eşliğinde, okaliptüs kokusunu reddedemezken, hafif esintinin sizi üşüttüğünün farkına varmazdınız. Teneffüs ziliyle birlikte sihir bozulur, dünyaya geri dönerdiniz.

Ayrı sınıflarda okuyan dostlarla, küçük kol düğmeleri gibi teneffüste beş dakika bir araya gelme ümidi, derslerin sıkıcı olduğu anlarda dahi, içinizde tatlı bir huzur esintisi hissetmenizi sağlardı. Uzun yaz günlerinde talebelerden mahrum kalma ızdırabını sadece okulun bahçesi hissetmezdi. İri Hatay Kumruları ve güvercinlerin süzülüşünde öksüzlüğün kompleksini algılardınız. Serçelerin çığırtkanlığı dahi yerini acemi çırpınışlara bırakırdı.

Okulu bitirme yarışı aslında hayatımızdan da çok şey alıp götürmüş… Tahta kapının demire dönüşmesi geriye dönüşün imkansız olduğunu anlatır gibi. Tekrar dönüş olsa acaba ilişkilerimizde nasıl bir değişiklik olurdu. Ben çok daha olumlu bir insan olacağımdan eminim. Ama bu imkansız. Sonraki nesillere haksızlık olur. Bence bundan sonraki sermayemizi daha olumlu kullanmayı denemekle yetinmeliyiz.

Sağlık ve esenlikler

Kaynak:
http://www.hasmet.org
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mesaj 27-12-2008 - 10:49
İleti #


Teşekkürler


Grup: Bot

Katılım: 1 Dakika önce




Go to the top of the page
 
Quote Post
Ufuk KOLOĞLU
mesaj 19-08-2011 - 15:58
İleti #2





misafir







Efendim o kadar güzel bir anlatım yapmışsınızki gerçekten o günleri yaşıyormuşum gibi büyük bir heyecan yaşadım gözlerim doldu ellerinize sağlık bende bir memur çocuğu olarak İskenderun Lisesinde birinci ve ikinci sınıfı okumuştum yaklaşık 8 yıl kaldığım İskenderunu, Kervan sinemasını ve tabiikide o tarihi Lisemi asla unutamadım; bu nedenle beni tekrar o günlere alıp götüren muhteşem anlatımınız için size çok teşekkürler ediyorum. Hoşçakalın.....
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Mehmet Haşmet Kolağası
mesaj 22-12-2012 - 01:24
İleti #3





misafir






Ufuk Bey Yazıma gösterdiğiniz teveccühe teşekkür edrim. Ayrıcayazımı iskenderunforum'a aktaran ilgililere de teşekkür ediyorum. Mail adresim
hasmtkolagasi@hotmail.com selamlar
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Fast ReplyReply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 15-12-2017 - 07:08