iskenderun forum

Hoşgeldiniz ( GİRİŞ | KAYIT OLUN )

İSKENDERUN'UN GÜNCEL FOTOĞRAFLARINI FACEBOOK SAYFAMIZDAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. https://www.facebook.com/iskenderunforum.com
  İskenderun Resimleri      İskenderun Genel& Sorunlar& Öneriler     İskenderun kültür,turizm

 
Reply to this topicStart new topic
> İskenderunun sıcak yaz geceleri gibi gündemi.(İskenderun tarihinden kesitler)
orhann
mesaj 11-07-2009 - 09:56
İleti #1





Grup: İskenderunforum Köşe Yazarı
İleti: 94
Katılım: 21-12-2007 - 10:36
Nereden: oabcxx
Üye No: 2,424
isim: orhan
meslek: serbest
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: lise



Son günlerde Iskenderun tarihi, şimdiki ve geçmişteki sosyal yapısı hatta statüleri konu edilmekte.
Konunun hassas olduğu farzedilip daha fazlasını bilenler kaçmakta, ve gerçek duygular açıklanmaktan kaçınılmaktadir. Aslinda bu konular politik beş degisik farklı dünyada sıcağı sıcagına tartışılıyor desek daha doğru olur. Türkiye ve Ortadoğu hudutlarında başka bir şehir tartışılıyorsa bile bu kadar değişik toplumların platformlarında ve gündeminde değildir.

1.Ermeni platformları
2.Ortodox platformları
3.Arap platformları
4.Kürt platformları
5.Türk siteleri Çok araştırmacı ve belgesel kaynaklı yazarlar var.


Soner Yalçın'ın (Hürriyet gazetesi) önemli araştırmalrından biri, Yücel Güçlü.
Kendisi aslen Abacı köyünden olan büyük yazar Yalçın Küçük,
Antakya hiristiyanlık tarihini tez yapan Çukurova Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri öğretim üyesi Doç.Dr Kadir Albayrak.
Avustralya Üniversitelerinden Dr.Adel Beshara "Pan-arabizim ve Liwa İskandarun"
Dalal Arsuzi-Elamir ve önemli konferans "RECENT RESEARCH ON BILAD AL-SHAM UNDER OTTOMAN RULE" (1517-1918 Antakya ayaklanması ve Osmanlı rejiminde Şam.)
Böylece sayfalara sığdıramıyacağımız etkinlikler hep bu bölge için yapıldı ve yapılıyor.

Haliyle ayrıca yukarıdakiler gibi canlı olmayan, hiristiyan ve müslüman değişik mezheplerin siteleri. Dev-Sol ve DHKPC (Halkın kurtuluşu-Acilciler) siteleri ve niceleri.

Ermeni sitelerinde ele alınan "Musa Dağı ve Anjar"

Musa Dağı diye adlandırılan bölge, Belen'den guneye Samandağı ve Arsuz'u içine alan daglardır. 1915 yılında Doğuanadolu'dan Iskenderun ve Musa Dağı bolgelerine gelip yerlesen Ermenilerle burada gecmisten yerlesik coluk cocuk ve aileri ile birlilkte yaşayan Ermenilere karşı bu bolgede toplu bir cephe açılmış, bu daglarda kırk gün süren şiddetli çatışmalar sonucunda Ermeniler, Arsuz tarafina inerek iki çam agaci arasina bir beze Fransizca "kurtarin bizi!" yazarak devriyede olan Fransız Donanmasi tarafindan Mısır'daki Port-said Limanı'na “5000 civarinda” indirilmişler. Oradan Amerika'da ve Avrupa'da yakınları olanlara oralara gitme imkanı verilmiş. Kalanlar da Fransız Devleti aracılığı ile temin edilen yardımlarla satın alınan Lübnan'daki Anjar'a yerlestirilmislerdir. Haliyle şimdiki Dumlupınar, eski adiyla Domuzluk'ta bu tarihlerde, Ermeni yerlesim kampı olarak biliniyordu. Rahmetli Şair Rıza Polat Akkoyunlu bu olaylardan once Ermeni çetelerin çok yerde terör estirdigini, hatta Dortyol'da bir aksam ustu Ermeniler'in ansizin toplu saldirisi sonucu o zorla kosabilecek kucuk yasta iken, annesi ile birlikte daglara kacarken, arkadan gelen yogun yaylim atesinden portakal yapraklarinin uzerlerine yagmur gibi dokuldugunu ve de Erzin ve Dortyol cevresi daglara kacarak kurtulduklarini anlatmistir.

Antakya'da eski yerlesik Ermeniler normal hayatlarina devam ettilerse de, Anjar'a yerlesenler Anadolu'dan Mersin'e, ordan gemilerle Iskenderun'a ta Anjar'a kadar cok cefa cekerek gelmişler. Orada da alt yapisiz yerlesim, açlik ve bosluk icinde hastaliklarla bogusarak kayiplar vererek duzgun bir hayata ulasana kadar cok cefalar cekmislerdir. Musa Dağı destanlari olmus, hakkinda roman yazilmis, hatta Sylvester Stallone Yani Rocky yakin tarihte bu romanin filiminde bas rol oynamıstır. Bu film A.B.D. meclisinde Ermeni tasarisinin onayinda faktorlerden biri olmustur.

Haliyle bu siteler, canliliklarini hatira resimler ve aile kutuklerini yayinlayarak korumakta, o tarihte Musa Dagi'nda bulunan ailelerden biri Avustralya'da digeri ise Kanada da bile cocuklarini evlendirmekte, cesitli etkinlikler duzenleyerek aralarindaki baglari canli tutmaktadirlar. Amerika Birlesik Devletleri'nde, Avrupa'nın heryerinde, Avustralya'da, Kanada'da hatta Singapur ve Hong-Kong'ta bu soydan gelen avukatlar, profesorler hatta bu anilan ulkelerde yuksek siyasiler vardir.

Ortodoks platformları zaten bu bölgeyle varlıklanmış gibidirler. Hiristiyanların Kudüs'ten sonra ilk kiliseyi burada açmaları, ilk vaftizin burada gerçekleşmesi, hatta hiristiyan ismini ilk defa burada almaları bile, onların bu bölgeye ilgileri ve sahiplenmeleri için yeterli bir nedendir.

Bu konuyu araştıranlar, St Petrus ve Barnabas Hz İsa’nın havarilerinden , Hz İsa'yı görmeden St olan ve bu günlere kadar uzanan hiristiyan teolojisinin temel taşlarını atan aslı Tarsuslu St Pavlus, ayrıca Lucian, Aurius (Romada dinin kabul görmesine katkıları olanlar) Antakya okullarının görevlileri idiler. Antakya Patrikliği kimilerine göre İstanbul Patrikliği'nin üzerindedir. Antakya Patrikliği, tarihte rekabet halinde olduğu İskenderiye Patrikliği ile İstanbul Patrikliği'ne karsı olan birliktelikleri derin hiristiyan teolojisinin içinde önemli konulardan biridir. Antakya ve hiristiyanlık başlıbaşına bir yalın tarihten öte ekonomi, filozofi, siyasi derinlik içermektedir. Nice üniversitelerde tez konusu olmuştur. Antiochian Orthodox Christian Archdiocese of North America. Antioc yani Antakya bu konuda dünyanın her yerinde bilinen ve kuruluşları olan bir platformdadır. Haliyle misyonerliğin vazgeçemediği Alexandretta yani İskenderun'da nice kıymetli din teorisyenleri yetiştirmiştir. Bir İskenderun'lu olan Bassam M Madany belki de terzi Abdo Medeni'nin yakın akrabasıdır. Reformed Presbyterian Theological olarak Samandağı'ndan başlayıp İskenderun'da devam eden eğitimi ve görevlerinden sonra ABD' ye yerleşmiş ve islam, hiristiyan felsefelerini geçmişte ve halihazırda radyo ve kitaplar aracılığı ile birbirine tanıtarak barış elçisi olmuştur.

Kürt Platformu başından beri Osmaniye'den Belen'e kadar uzanan dağların esas isminin Kürt Dağları olduğunu, hatta tarihte buralarda sadece Kürtlerin yaşadığını haliyle Kuzey Kürdistan Bölgesi'nin topraklarından olduğunu, Akdeniz'e bağlanan bu bölgeyi sitelerinde anlatmaktadırlar.

Arap Platformları çok daha farklı boyutlardaydı.
Lübnan kökenli SSNP hareketi Büyük Suriye Hareketi’nde bizim turancılık görüşü gibi onlar da, ya da Yunan Elenizm gibi Çukurova, Harran, Irak, Ürdün, Sina dahil, Büyük Suriye hareketinin toprakları olarak görmektedirler. İsrail’in bir platforma ihtiyacı yok, zaten vaat edilen topraklar Antakya ve İskenderun’u içine almaktadır.

Arap siteleri Ermeni sitelerinden farklı biçimde karşılıklı tartışmalar, dayanışmalar, bazen de hakaretler seklindedir. Bugünkü Suriye Yönetimi’ne karşı olanlar, Asad Yönetimi’nin İskenderun bölgesi (Antakya bu bölgede kabul ediliyor) ile ilgili her türlü hak sahipliklerinden vazgeçtiklerine dair anlaşma imzaladığını yırtınarak bağırmaktadırlar. Yönetim karşıtı sünniler Suriye'deki Müslüman Kardeşler Örgütü’ne Türkiye’den desteğinin önlenmesi karşılığında , Suriye karşı Kürt siteleri Suriye'deki Kürtlere karşılık birliktelik için, ırkçı Arap siteleri de Amerika’yla Suriye’nin arasının Türkiye tarafından garantör olarak düzeltilmesi karşılığında satıldığını ilan etmektedirler.

Açıkçası Arap ırkçı dünyası artık İskenderun’un yeniden Arap dünyasına katılmasının hayal olduğunu hatta her Arabın istese bile bunu İskenderun ve Antakya’da yaşayan Arap kökenlilerin istemediğini, hayal kırıklığı içinde bu bölgede yaşayan Arap’larla yaptığı röportaj ve yazışmaların ispatı ile vermektedir. Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen “Hatay ‘ın kurtuluşu için harcanan çabalar “ hatıratlar kitabında, o mücadeleli günlerinde başlangıçta istenilen ilgiyi görmediğini hatta babasını ziyaretinde yanında bulunan kuzeninin serzenişte bulunarak, “nerden girdin bu mücadeleye topraklarımız elimizde ne gerek var tehlikeye?” seklinde inanmadığı bir dava olarak konuştuğunuı yazar. Geçmiş yıllarda zengin Lübnan radyolarını ve TV lerini izleyen gençler yaşlılara sorarlardı ;

-Ne gerek vardı katılıma? Hatay Devleti kalsaydı şimdi Lübnan gibi olurduk derlerdi. Büyüklerin cevapları değişmezdi;
-Yakında görürsünüz Lübnan’ı derlerdi. Gerçekten uzun zaman bile geçmedi.
O yılları yaşayanlar bilirler parayla yandaşlarını diğer guruplara satanlar vardı .Satın alınan öldürülerek yakılıyordu. Tarihi katliamlar yaşandı Beyrutta 1960-70 li yıllarda. Hala da durulmadı.

Oysa Ulusal Suriye siteleri de, iç ve dış mihraklı olarak ayrılmakla birlikte, İskenderun ve Antakya bölgelerine şükranla bakmaktadırlar. Fransız manda idaresi yıllarında ayrılan federatif bölgeler bir türlü sükun bulmamış. Daha öncesinde Osmanlı’ya karşı İngiliz’lerle birlikte mücadele veren Mekke Şerifi’nin oğlu Faysal manda yönetimi altında geçici Suriye kralı olduğu yıllarda bu bölgeyi çok sevmiş gençler arasında rağbet görmüştü. Sonradan tayin edildiği Irak krallığı yıllarında bu bölgeden 90 lise mezununu Bağdat Üniversitesi’ne yerleştirmişti. Buradan mezun olanlar gelecekteki Suriye siyasetinde ve diğer ülkelerin de ticari hayatlarında önemli rol oynamışlardı. Babası Lazkiye’li Osmanlı memuru ve annesi de Arsuz'lu sayılabilir Sıh’ın kızı olan Zeki Arsuzi de, Osmanlı Antakyası’nda , Konya’da, Fransız okullarında orta ve lise eğitimlerini tamamlayıp Fransa’da üniversite eğitimi yaptıktan sonra 1930 yılında çok sevdiği bu bölgeye dönerken kıymetli eserlerinden biri olan The Phantom (Hayal) da aynen söyle yazmıştır;

“Am I resurrecting a nation or am I creating phantoms?
Am I to be a prophet or an artist?”

“Yeni bir ulusun tekrar doğuşu mu yoksa hayal üreten birisi mi olacağım?
Bir kahin ya da bir artist mi olacağım?”

Daha sonraki yıllarda Arsuz’da Fransız okulunda eğitmenlik yaptığı yıllarda Fransız asıllı bir öğretmenin izini sırasında asil öğretmenlik yapar ve uyguladığı bir imtahan sonrası öğrencilere imtahanlardaki başarılarına göre not verir, bunun üzerine onun kökenini bilmeyen Fransız okul müdürü onu azarlar ve nasıl böyle bir hatayı yaptığını, hiristiyan talebelerle Alevi talebeleri aynı kefeye koyduğuna şaşırdığını söyler. Sonraki İskenderun Sancağı ve Türk toplumla olan karşılıklı iktidar olma mücadeleleri çıkardığı Arapça gazete, Bağımsız İskenderun Federesyonu için verdiği mücadelede , hayal kırıklığına uğradığı Şam ve Beyrut ziyaretleri, Hatay Devleti’nin kuruluşuna yakın Fransız idaresince Antakya’yı Affan’lı arkadaşlarıyla birlikte terk etmek zorunda bırakılması ve Hafız Esat yönetimine kadar durulmayan Suriye’de verilen mücadeleleri, sonunda başarıya ulaşmaları. Bugünkü gibi kaynayan bir Lübnan yerine İsrail le mücadele edebilecek güçte bir Suriye Devleti’nin temellerinin atılması..! Hayatının en hareketli günlerinin İskenderun bölgesinde geçtiğinden söz edilir. Bazı kaynaklar bölgedeki siyasal mücadelenin karşılıklı bir birine benzediğini
Ne de olsa Arsuzi’nin Osmanlı okullarında da okuduğunu, İttihat Terakki ile başlayan Avrupacılık hareketini iyi bildiği, ve İskenderun bölgesinde Kemalist örgütlenme ile karşısındaki Pan-Arabist örgütlenmenin aynı kuralları oynadığını bildirir.

Karşılıklı gazeteler yayınlanır Yenigün –Türkçe, Al-Uraba Arapça.
Türk ocakları karşısında Arap Gençlik Dernekleri. Buralara kim gidip hangisine katılıyorsa o parkurda gidiyordu. Bazı kaynakların internette yazdığına göre 10 Aralık 1936’da (tarihte yanılmış olabilirim) Fransızlar artık kimseyi memnun edememektedir, böl ve yönet anlayışı iflas etmiştir. Alevi cemaati, cuma namazı sonrası oluşacak sünni protestoya katılmak ister. Fakat bu Fransız askerleri tarafından engellenir. Gerekçe olarak Alevilerin Cuma namazını kendi aralarında ifa etmeleri istenir. Sünni ,Alevi tüm cemaat camiyi terk eder ve gidip kilisede beraberce namazlarını kılarlar. Kilise de katılımcıları onaylarcasına çanlarını çalar.
Şayet bu tamamen doğruysa Antakya mozaiki gerçekleşmisse bu sayfalarda kapışmalar boşuna!! Fransızlar tarafından böl ve yönet uygulaması apaçık 1923-24-25 yıllarının İskenderun Nufus Müdürlüğü arşivindeki Arapça kütüklerde görülebilir. Bu yıllara ait 5 büyük cilt vardır. İlk iki cilt tümüyle Ermeni’leri görevleriyle ve adresleri ile tanımlamaktadır. Polis, eczacı, mühendis seklinde devam etmektedir. Diğer ciltlerde ortodokslar, katolikler, sünniler, aleviler olarak ayrılmıştır.

Şayet bölgemizde böyle olmadıysa bile buna yakın bir şeyler olduğunu hepimiz hissediyoruz. Zaten hiristiyanları kaybettik ,Yahudilerin çoğu İsrail’e göç etti. Sünni Araplar düne kadar biz Arabız bile demiyordu. Türklerden Türkçü olmuştu. Belki de bunda altmış ihtilali sonrası duvarlara yapıştırılan ve elde dağıtılan ilanlarla “vatandaş Türkçe konuş “ etki etmiştir. Belki de ellili yıllarda kimsenin hatırlamak bile istemedği Altındişler olaylarında devlet tarafından alınan sert uygulamalar neden olmuştur. Hatay Nusayri kültürü de olmasa, nerde mozaik nerde bölgemizin farklılığı? Ne farkımız kalır Yozgat’tan, Tokat’tan. Sanal alemdeki mozaik tatmin edici ise zaten görüldüğü gibi var. Her ne kadar karanlık tablolar çiziliyorsa da, Suriye, Türkiye’den ayrı düşünülemez tarihi bir bağlılık. Manda yıllarında ve sonraki hükümetlerde iki başbakan İstanbul mülkiye mezunuydular.

Bilinen 50 kuruşluk Türküm ya da Arapım hikayesi, tamamen gerçek olarak yaşanmıştır. 1939 yılında altı aylık Hatay hükümeti sırasında Suriye sınırı kapatılmış, akabinde Türkiye cumhuriyetine katılma kararı alındıktan sonra Cuma günü sonuna kadar isteyen Fransız mandasındaki Suriye Yönetim Bölgesi’ne yada isteyen o taraftan bu tarafa geçebilir ve yeni kimliklerini alabilirler ilanı yapılmıştı. Birden artan vasıta fiyatları yüzünden pazarlık sonucu o zaman kıymetli olan gümüş kaplı 50 kuruş pazarlık yüzünden araç sahibi ile kavgaya tutuşan günü kaybedip Antakya ya yada Halep’e gidemeyip mecburen Suriye yada Türkiye kimliğini alanlar vardı. Bu şartlarda Türkiye tarafında kalıp görevinden dolayı batı Anadolu da emekli olup yerleşen birinin İzmir’de yetişen doktor olan oğlunun Bursa’da öğretmen kızına sen git erkeksen 50 kuruş yüzünden buradasın de..! Ya da Din elden gidiyor diye katılma yıllarında Şama gidip yerleşen Abacı köylülerinden, Arap ailelerden biriyle evlilik yapan kızının Suriye askeriyesinde görevli oğluna sor. Bundan öteye giden hasmane tavırlar normaldir. Ne kadar abartılsa bile bir FB taraftarı ile GS taraftarının maç öncesi döner bıçaklı düşmanlığı gibi abartılı değildir.

Suriye de aynı bizim gibi Avrupacı reformların peşindedir. TV lerini izlediğinizde anlarsınız. Halep’e yada diğer şehirlerine giderseniz her yerde Türkçe konuşabilirsiniz. TV antenleri Türkiye’ye dönüktür açıkçası belki de Türkiye’nin nekadarı gerçek Türkse onların da o kadar yüzdesi gerçek Araptır. Çerkesler, Abazalar yüksek kademede subaydırlar. Osmanlı memuriyetinden Suriye’de kalanların çocukları torunları dedelerinin geldiği Balkanlar’ı hayal gibi anarlar. 1916 yılında Suriye hareketinin ileri gelen aydınları Talat Paşa idaresinde idam edilmelerinin sızısı hala anılmaktadır. Osmanlı haklıdır yada haksızdır bu konumuz değil. Her bireyin kendine göre kalıplaşmış bir fikri vardır. Sadece muhtelif fikirli insanlar her fikri incelemeye açıktır. Bu darbeyi alan Osmanlı yönetiminde filizlenen Suriye Bağımsızlık Hareketi 1920 yılında kabul etmek istemedikleri Fransız ordusuna karşı, Prens Faysal karşı çıkılmamasını istese de, Tarihi Maysalun savaşını kaybettiler.

Bu durum, Suriye’nin uzun süren manda yönetimine girmesine neden oldu. Gerçekte ne kadar hazırlanmışlardı. Daha önceleri Bizans Kültürü’nün, sonraları Osmanlı İstanbul Kültürü’nün kendini kabul ettiremediği Aramic (Arapca ve İbraniceden önceleri bu bölgelerde konuşulan resmi ve ticari lisan, Hz Muhammed’ in bu lisanı bildiği ve Şam Şehri’ne ticaret için gittiği biliniyor) dönemlerin Şam’ı (Damascus) Beyrut’u anılan mozaik toplumların İslami idareler altında verdikleri eserler ilk kadın derneklerinin kuruluşu bunun sonradan Osmanlı idaresindeki bölgede bir parti, bir hareket oluşu Al-Fatat, Güney Amerika dahil dünyanın değişik yerlerine Osmanlı idaresi tarafından gitmek zorunda bırakılan ( Osmanlı arşivleri Ermeni techiri için açılıp bir şeyler yazılsa da bu konu yandan geçiliyor). Lübnan hiristiyanlarının oralarda yayınladıkları Arapça gazete ve dergiler, ilerde daha da canlanacak olan bugünkü sınırların dışında bilinen Suriye kültürü bizlerle ne kadar yakındır!.. Oralarda muhakkak sizlerden en azından yakın dostlarınızdan birilerinin her toplumdan yakınları vardır. Onlarla karşılaştığımız yurt dışında benzerliklerimizi daha da yakından görüyoruz, yemeklerimizde ,müzik ve espirilerimizde hatta , Türkçe konuşmalarında yaptıkları şakalarda kullandıkları aksan ve vücut dillerinde Suriye Ermenilerini görüp şaşırıyoruz.

Osmanlı’nın azınlık tanımladığı halklardan burada kalanlar kendi kültürlerini diğer müslüman ülkelerden Türkiye dahil daha rahat ve huzurlu devam ettirmektedirler.

Genellikle Hatay'lıların Türkiye'de ayrımlandığı hissi açık olarak belirtilmese de vardır. Hatta Arap ülkelerinde çalışanlar Türk-Arap ayrımsız bu durumla karşılaşmakta, ama önemsemez gibi yapmaktadırlar. Bunun belki de nedenlerinden biri, Bassam M Madany’nin dediği gibi “Bu topraklarda yaşarken kendinizi farklı hissedersiniz. Aslında bu buraların kutsal yerler olmasındandır. Bu bölgelerde yetişenler farklı lisanlarla tanışarak yetişirler ve her toplumla dostluk ve paylaşım içinde kültürleri yaşayarak ayrımsızlığı benliklerinde bulurlar” . Elbette bir ortodoks kilise ayinini veya yahudi havrasından gelen sesleri ya da yalın ayak adağı için ziyaretlere gidenleri görmeden, duymadan yetişen bir gençle değişik lisanları ve dinleri yaşayanlarla birlikte günler geçirip, onların da gerçek duygularda insanlar olduğunu bilmeyen, bir genç, bir olur mu.? Onlar için öcü olan, senin için normaldir. Onlar için bilinmeyen bir toplum, senin için arkadaştır. Daha nice anamıyacağımız örnekler belki de aradaki mesafeyi koruyordur. Mesala sıradan bir internet sitesinde şöyle açığa cıkabiliyor;
Aklımda hiç bir şey yoktu giderken, ne bir hayal ne de bir önyargı olduğu gibi kabul etmeye gitmiştim bu şehri. Asi Dizisi beni yanıltmadı değil, daha yeşil bir şehir bekliyordum. Kültürü farklı, yaşamı farklı bir yer. Hem modern görünümlü hem de biraz tutucu! Bakıyorsunuz aleviler, sunniler ve hıristiyanlar beraber yaşamışlar, hala da yasıyorlar ama hiçbirinin baskın olduğu bir kültür gibi görünmüyor ilk bakışta. Mersin`den yola çıktığımız için gece ulaşıyoruz otele,”

Bir bayan gezi anılarında böyle başlıyor. Her şey anlattığı gibi. Devamlı farklı olduğu anlatılan bir yer. Ön yargılar var ama, o aklında olmasa bile ortada anlatılan gibi baskın bir kültür yok.

Sanki şiddetli rüzgarların esip birden durduğu yer gibi, bir şeylerin olduğu belli, ama sonradan anlaşılamayan bir durgunluk var. Belki de bu kutsal topraklarda olmanın bile bize yetiyor olması! Ve güçlü rüzgara göre yönlenen fırfır rüzgargülü İstanbul kültürüne umursamazlığımızın karşılığıdır.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mesaj 11-07-2009 - 09:56
İleti #


Teşekkürler


Grup: Bot

Katılım: 1 Dakika önce




Go to the top of the page
 
Quote Post
Doğan Günay
mesaj 11-07-2009 - 22:56
İleti #2





Grup: üye
İleti: 159
Katılım: 12-05-2009 - 11:37
Üye No: 4,605



Sayın Orhann

Teşekkürler,
Bir dönemi; derli toplu, yerinde örnekler ile anlatmışsınız.
Dedem, yazınızda adı geçen Abacı (Abacılı)köyündendir.Gerçi Abacılı adında bir "köy" yoktur. Bitişik-Bekbele ve Gömbece adlarında üç köyün tümüne Abacılı denilmektedir.Dedem eşi ve çocukları ile ,(özel bir nedenle) ilk çocuğu olan babam 9 yaşında iken Kırıkhan'a "göçmüş". Babamdan, ilhak öncesi Konya'dan gelen bir hocanın "aman Türkiye'ye katılmayın..yoksa din elden gider" şeklinde propaganda yaptığını dinlemiştim. İlhak öncesi nüfusu 7000 olan Kırıkhan nüfusunun, ermenilerin gitmesi ile 1000 kişiye düştüğünü yine babam söylemişti. Antakya'da lisede okurken bir fransız öğretmen, babama "seni Beyrut'a göndereyim.Liseyi orada bitir, sonra üniversite için Fransa'ya göndeririz, hem fransız vatandaşı yaparız." cümlesini söylediğinde "Dede hadi bize o günleri anlat" diyen torunların, bir koro halinde " aaa...gitseydin be dedeee..." demeleri üzerine kaşları çatılan babamdan şu karşılığı almıştır:
-Densiz olmayın!

Bu ileti Doğan Günay tarafından 11-07-2009 - 23:02 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
KOSOVALI
mesaj 12-07-2009 - 21:26
İleti #3


GECELERİN SESSİZ ÇIĞILIĞI


Grup: aktif üye
İleti: 627
Katılım: 11-04-2008 - 20:32
Nereden: ÖZEL KONUM
Üye No: 3,096
isim: KOSOVALI




Kürt Platformu başından beri Osmaniye'den Belen'e kadar uzanan dağların esas isminin Kürt Dağları olduğunu, hatta tarihte buralarda sadece Kürtlerin yaşadığını haliyle Kuzey Kürdistan Bölgesi'nin topraklarından olduğunu, Akdeniz'e bağlanan bu bölgeyi sitelerinde anlatmaktadırlar.
Orhan Bey bana söylermisiniz hangi tarihde yaşamış yani OSMANİYE'den BELEN'e kadar uzanan sıra dağlarda Tarihde nerede yaşamış Bu Kürt zat'lar...Siz hiç Osmaniye'nin sırtındaki dağ'dan başlayıp Erzin-Dörtyol ve arkası,İslahiye,Hassa sırtlarında hiç gezdinizmi ve ve Demirçeliğin tam karşısındaki sırtdan yukarılarından Bir mağaradan girilip İskenderun yarıkkaya civarından çıkıldığını biliyormusunuz..ve o Zorkun yaylasından islahiye Erzin sırtlarında hangi kavimlerin yaşadığını ve orada kaçtane hristiyan uygarlıklarına ait mezarlar olduğunu ve o insanların mağaralarda yaşadıklarını ve orada kiliselerei ve haçlarıyla gömülü hristiyan mezarlıkları olduğunu ve orada 28 tane haç bulunduğunu ve o ormanlık bölgede kaçtane pınar olduğunu,kaçtane mağara bulunduğunu ve Belende yaşıyan Hristiyanların-Ermenilerin Atikten Payasa ve ordan Erzin-Dörtyol sırtlarındaki yerleşim yerlerine geçtiklerini hiç duymadınızmı...İsterseniz size çok kısa kestirmeden bir ipucu vereyim..Dörtyol ve Erzinde ve hatta Osmaniye de Define avcıları diye tabir edilen kişilerden tanıdık bulursanız size orada neler bulunduğunu bir bir anlatsın...Haa bana oranın kürt dağı...yok bilmem kürtler burada yaşamış derseniz gülerim...Kürtlerin Akdenize,Güneye inmeleri 1950 lerden sonra olmuştur..Dörtyol..Erzin..Osmaniye..Buna iskenderun da dahildir..ki iskenderuna ilk gelen G.Doğu ve doğudan Kürt asıllı olan vatandaşlardan(Arap da dahil-şii) ilk önce Urfa Birecikliler ve Mardinin Arap ve sonra Kürt asıllı vatandaşlar ve akabinde 1973 Demirçelik kurulduktan sonrada G.Doğudan-Doğudan,Pazarcık,Tunceli,Siirt,Van,D.Bakır,Elazığ yörelerinden insanlar iskenderu'a gelmeye başlamışlardır..Yoksa Kürt asıllı vatandaşlar hayatlarında sadece askerliği güneye çıkıp da gelip görmüşlerdir Denizi,Ormanı ..Yani Osmaniye-Belen arası yerde Hristiyanlar-Ermeniler(ki onlar sadece iskenderun-Dörtyol-Belende yaşamışlardır) ancak Hristiyanlığın yayılışından sonra bu insanlar bu dağlarda yaşamışlardır..Onlarda Kürtler değildir...KOSOVALI..
Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 13-07-2009 - 00:12
İleti #4





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....



"Kürt Platformu başından beri Osmaniye'den Belen'e kadar uzanan dağların esas isminin Kürt Dağları olduğunu, hatta tarihte buralarda sadece Kürtlerin yaşadığını haliyle Kuzey Kürdistan Bölgesi'nin topraklarından olduğunu, Akdeniz'e bağlanan bu bölgeyi sitelerinde anlatmaktadırlar."

Orhan Beyin satırlarındaki ifadeler kendi kabul ettiği düşünceler değil ki? Yazısında zaten belirtmiş. Bunların Kürt sitelerinde yazıldığını. Eleştirinizi direk Orhan beye suçlama şeklinde yöneltmeden yapabilirdiniz.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
KOSOVALI
mesaj 13-07-2009 - 09:47
İleti #5


GECELERİN SESSİZ ÇIĞILIĞI


Grup: aktif üye
İleti: 627
Katılım: 11-04-2008 - 20:32
Nereden: ÖZEL KONUM
Üye No: 3,096
isim: KOSOVALI



QUOTE(dentali @ 13-07-2009 - 00:12 ) *
"Kürt Platformu başından beri Osmaniye'den Belen'e kadar uzanan dağların esas isminin Kürt Dağları olduğunu, hatta tarihte buralarda sadece Kürtlerin yaşadığını haliyle Kuzey Kürdistan Bölgesi'nin topraklarından olduğunu, Akdeniz'e bağlanan bu bölgeyi sitelerinde anlatmaktadırlar."

Orhan Beyin satırlarındaki ifadeler kendi kabul ettiği düşünceler değil ki? Yazısında zaten belirtmiş. Bunların Kürt sitelerinde yazıldığını. Eleştirinizi direk Orhan beye suçlama şeklinde yöneltmeden yapabilirdiniz.


Ali bey günaydın, selamlar sevgiler,saygılar...Orhan bey'i suçlamak değilde kürt sitelerinde öyle gösteriliyor demek ve onların sözde Kürdistan bölgesi ki kendi akıllarınca harita çıkarmışlar onu bu sayfada anlatması ve onların görüşlerine bu sayfada yer vermesi beni heyecanlandırdı..Ben aynen Orhan beye şunu aktarmak isterim o siteye tekrar girip yazabilirmi acaba bu zat-ı kürdistan hayali kuran kürt zatlar(Bu ülke devletine-bayrağına-milletine sahip çıkan Kürt vatandaşlarımızı tenzih ederek) ne zaman bu dağlarda yaşamışlardır(son 10 yıllık pkk grubunun eşkiyalık yapması haricinde) ve yaşamışlarsa hangi din altında yaşamışlardır..İbadethaneleri Belende ki mi yoksa iskenderun'daki kiliselermi,onlar önce Tarihlerini iyi okusunlar dandik sitelerinde Roj tv gibi aldatmaca yayınlar göz boyama yeşillikler yapmasınlar..Bir zamanlar ki Ali bey sizde bilirsiniz suriye Tv lerinde yayın yaparlarken tv nin bir köşesinde hep hafız esad ın resimlerini koyarlar ve halkına zoraki sevdirme politikası yapardı ama şimdi veliahtı oğlu başa geçti bakın dünya politikasındaki yerini nasıl aldı ve insanlarımız ve suriye halkı artık bütünleşmiş olarak günlük taksilerle akraba-eş dost ve turistik-ticari amaçlı geziler yapabiliyor.İşte değişim budur gerçek yaıncılık-propaganda budur..sevgiye-saygıya-dostluğa dayalıdır..Halkları bütünleştiren açılımdır suriye politikası sağolsun Beşer ESAD..Ama kürt sitelerinde hayali yazılar gösterilip osmaniye-Belen arasındaki dağlar Kürt dağlarıdır..Kürtler tarihte bu dağda yaşamış denirse ..eee çüüüşünüz yani derim..Selam ve saygılarımla...KOSOVALI...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 13-07-2009 - 10:26
İleti #6





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....



Günaydınlar Kosovalı, sevgi ve saygı bizden...
Yazının tümünü okuduysanız bölge ile bir çok farklı inanç ve etnik grupların tarih içindeki faaliyetleri ve günümüzdeki düşünceleri toplu bir şekilde gösterilmeye çalışılmış. Rahatsız olduğunuz kısım da bu yazıya eklenmeliydi. Zaten belirttiğiniz şekilde bu bölgenin tarihi içinde Kürt etnisitenin varlığını göremezsiniz. O nedenle geniş kapsamı olan bu yazıda tarih içinde o etnisitenin varlığı olmadığı herkesçe bilindiği halde sadece kısa alınan o kesime vurgu yapmanız, iddiaları çürütmeye çalışmanız bu yazının altında hoş görüntü oluşturmamış. Yazıdaki çoğumuz tarafından bilinmeyen tarihle ilgili kesitlerin de gölgede kalmasına neden olmuş.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
sabo
mesaj 01-08-2009 - 21:12
İleti #7





Grup: üye
İleti: 1
Katılım: 01-08-2009 - 20:42
Üye No: 4,832
isim: sabahattin



Saygı değer orhan abi eline düşüncelerine sağlık inşallah bu yazdıklarını yeni nesil geçleri okurda hiç olmasa geçmiş tarihi senden sonra gelecege onlar taşır sağolasın var olasın ömrün uzun olur inşallah ... İstanbuldan sabahattin
Go to the top of the page
 
+Quote Post

Fast ReplyReply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 19-11-2017 - 00:36