iskenderun forum

Hoşgeldiniz ( GİRİŞ | KAYIT OLUN )

İSKENDERUN'UN GÜNCEL FOTOĞRAFLARINI FACEBOOK SAYFAMIZDAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. https://www.facebook.com/iskenderunforum.com
  İskenderun Resimleri      İskenderun Genel& Sorunlar& Öneriler     İskenderun kültür,turizm

 
Reply to this topicStart new topic
> Deniz Alayı'nın yolu bit pazarından geçerdi!
orhann
mesaj 27-09-2009 - 14:08
İleti #1





Grup: İskenderunforum Köşe Yazarı
İleti: 94
Katılım: 21-12-2007 - 10:36
Nereden: oabcxx
Üye No: 2,424
isim: orhan
meslek: serbest
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: lise



Deniz Alayı’nın yolu bit pazarından geçer!!

Yazılarını zevkle okuduğumuz Kemal Beyın Müjdat Gezen’in hatıralarından bir kesiti bana o yılları anımsattı. İskenderun’la ilgili anılar, anıldığı gibi genellikle 1960’lı yıllara kadar siyasi ve edebidir.

Özellikle milli mücadele yıllarında başarılacağından şüphede kalan 150 lilikler arasından bazıları ülkeye hasretlerini bu bölgede giderebilmiştir. Refik Halit gibi. Refik Halit’in kendi deyimiyle sürgünde kaldığı yıllarda Ortadoğu’da Halep, Şam, Beyrut, Kudüs’te gördükleri ve anlattıklarında Osmanlı Istanbul’unun hatta Bab-ı Ali’nin, bu toprakları yıllarca yönettikleri halde nekadar uzak kaldıkları, Istanbul kültürünü , yaşam tarzıyla, boğazın tepelerini aşıramadıklarının bir belgeseli gibidir. Osmanlı’nın 400 yıllık idaresinde kalan hatta Balkan’lardan, Kafkas’lardan göç alan Halep’te bile , Osmanlı’dan esintili bir sosyal çevre içinde yaşayamamıştır. Kudüs ve Beyrut günlerinde anlatımları, kaybedilen savaşın ürkekliği, yaşam tarzlarına yabancı gözle bakan Avrupalı bakışındadır.

Konu edilen İskenderun’un sanatçı ve sporcu yada iş adamı hatıratlarının çoğunda Askerlik anıları ile anıldığı ya da 1960’lı yılların sonrasında buna bir de Soğukoluk anılarının eklendiği görülüyür. Aslında o yıllarda İskenderun başka ne verebilirdi ki böyle değerli ziyaretçilerine ya da şimdi. Farklı olarak o yıllarda ”Recep İvedik” sitilliler, Anadolu kasaba kultürlü çiftçiler, hayvan tüccarları için zaten Soğukoluk’lu ortamları hazırdı.

Aslında o yıllarda bütün Anadolu bır zorunlu ziyaret sebebi ile anılırdı hatıralarda. Radyolu ve sinemalı yılların İstanbu’lu , cumhuriyet gençliğine, eskilerin Bağdat’ını, Şam’ını unutturmuştu.
Reşat Nuri’nin Çalıkuşu romanında istanbul’lu esintisiyle ya da Yakup Kadri’nin Yaban romanında da gerçekten bir “yaban” gibisinizdir Anadolu’da. Hatta Mustafa Kemal’in “hiç mi sevilecek tarafı yok bu Ankara’nın ?” sorusunu şöyle cevaplar Yahya Kemal Beyatli; İstanbul dönüşü paşam çok zevkli oluyor! der. Han Duvarları şiiri sizi alır götürür başka bir üç boyuta, sanki içinde değilmişsiniz gibi. TV reklamlarında beğenilen bir deyim “argo” nasıl yakın zamanda çaycının ,minibüscünün, tamirhane çıraklarının yada argocu esnafın ağzında tekerlemeyse. Artema-aç kapa, sölim miii, aklımı seveyim gibi. O yıllarda gündem yine İstanbul’dan gelirdi. Orhan Veli’nin “Eskiler Alıyorum” dan bir mısra “Rakı şişesinde balık olsam” hemen dağılır İstanbul’a, ardından Anadolu’ya. Herkesin ağzındadır.

1960 yıllarda argo sözlerin jelantinleri açılmamışlarının kaynak noktası İskenderun’da Çay Mahallesi Çay Spor Kulübü'ydü. Bitirimlik sevdalıları sinemalarda rahmetli Öztürk Serengil’in “abidik gubidik yeşeee! “ veya “şepkemin altında ayakkabılarımın üstündeyim!!!” Rahmetli Vahi Öz’den “Bediaaa!!” larını duysalar da, İstanbul’dan yeni gelen bir bitirim ağızlıdan duyulacak yeni jelatinlenmiş bir söz daha cazip olabilirdi. Sırf akortsun hemşerim!! Rüyada gezip otel parası ödüyorsun moruk !! gibi. Hemen dağılırdı İskenderun’un bilardo salonlarına ve oto tamirhanelerine. İstanbul ya da filimlerde oynama hevesinden kimler kaçmıştı evlerinden, çoğu hüsranla dönmüştü. Beyoğlu’ndan giyinenler göstere göstere övünenler vardı.

Askerlik hatıratlarında İskenderun’a yer verenlerinden çoğu İstanbul kökenlidir. Genellikle batı vilayetlerden olurdu denizciler hatta astsubaylarının çoğunluğu. Torpilli Askerlik yapacak olanların hemen hemen tamamı denizci olur, burada 45 gün mecburi egitim gördükten sonra, genellikle İstanbulun ordu evlerinde ya da ayarlanmış deniz birliklerinde kalan günlerini tamamlarlardı. Meşhur futbolcular genellikle denizciydi. Hatta deniz gücü bazen milli takım gibi olurdu. Birinci ligden en az 8 -10 oyuncu olurdu. Artistler adları geçse de pek görmezdik, 45 günü öyle böyle geçirirlerdi. Benim bizzat ortaokulda öğrenciyken görüp konusabildiğim, Müjdat Gezen’in hatıralarında yer alan FB’li Nedim, BJK’ lı Sanlı ve Yusuf ve diğer takımlardan niceleri.

Gruplar halinde gelirlerdi kendi yörelerinden, yanlız olsalar bile hemen tanışırlardı kahvahane yada asker otellerinde. İstanbul’dan gelenler hemen belli olurdu, aralarında ki samimiyetten. Taa! İstanbul’dan, askerlik şubesi önünden ya da yolculuk sırasında tertip trenlerinden tanışıp yoldaşlık ettikleri belli olurdu.

Gruplar halinde gezerler en son gün en son saat teslim olurlardı, hatta son tıraşlarını bile son saatlere bırakırlardı. Sonra sıkıntılı sıkıntılı deniz alayının yolunu tuttarlardı, ya faytonlarla ya da yayan. İskenderun’da genellikle teslimler pazar günü saat 5’te son bulduğundan pazar günleri sahil çay bahçeleri ve şimdiki Peynirciler Pazarı’nın önündeki boşluk o zamanlar sebze pazarıydı arkasında da bit pazarı barakaları bulunurdu. Ulucami Caddesi’ni o bölümü kalabalıklaşır, pazar yeri sesleriyle çınlardı.

Sebze hali pazar günü kalabalık olduğundan askerlere malzeme satanların kimi yerde kimi tezgahlarda tıraş takımı, jilet, tıraş fırçası, sabun, iğne, iplik ve de tahtadan yapılmış bavullar satardı. Büyük tahta çantalara bu malzemeler ve evden getirdikleri doldurulur öylece son saatlere kadar dolaşır ya da “askere serbest” camlarında yazı olan kahvelerde takılırlardı. Sonra, teslim olunca başka bir dünyada olacaklarını bildiklerinden durgunlaşır ve nizamiye kapısına yönlenirlerdi. Bazılarının anababaları ya da yakın illerden akrabaları son teslim yerine kadar onlarla birlikte olurlardı.

Daha önceden taktik alanlar terzilere diktirilmis ve güzel ayakkabılarını bir ufak torbada isimleri üstüne yazılı olarak teslim ettiklerinde, giderken tam olarak alamayacaklarını bilirler. Teslim olmadan hemen bit pazarının yolunu tutarlar!! Orada onları ya bu işlerle uğraşan alıcılar bekler, ölü fiyata elbiselerini ve aykkabılarını satın alıp onlara idareten giyecek bir şeyler verir, ya da yırtık pırtık şalvarlı, yamalı ceketli hammallar, işçiler onları bekler, kemer dahil bire bir pazarlık yaparak üstbaş değişirlerdi. Ardından içinde görse en yakının bile tanıyamıyacağı kirli yırtık şalvar, gömlek ve ayakkabı denmez otomobil iç lastiginden yapılmış sandaletlerle gider teslim olur, ardından eğitim giysilerini giyerken çöpe atarlardı.

45 günlük zorlu eğitimde ancak torpilli olanlar dışarı yüzünü görebilirdi. Yaz aylarıysa, ağır eğitimde kapkara olurlar, bir de 29 Ekim, 19 Mayıs gibi bayramlara denk gelirlerse hepten kömür olurlardı. Zaten en azından bir kaç tokat yemeden eğitimini tamamlayan hemen hemen yok gibiydi. Yemin törenini tamamlayıp yeni birliğine sevk emrini alıp bir kaç günlüğüne ev tatili yapacak olan erbaşı İskenderun’da aracı hazırsa on dakika bile daha fazla tutamazsın, uçar gider artık İskenderun onun için iyili kötülü bir askerlik anısı olmuştur.

Hatıralarında, en azından o günlerini acısıyla tatlısıyla paylaşan, bit pazarının hammallarıyla pazarlığa tutuşan, başına neler geleceğini bilmemenin sıkıntısıyla, deniz alayının yürüdükçe dikleşen yolunda yürüyüp, hayat tecrübelerine, askerlik tecrübesi ve yeni yıllarca bitmeyecek dostluklar katan yaşayan veya rahmetli olanlara sevgiler ve saygılarla!!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mesaj 27-09-2009 - 14:08
İleti #


Teşekkürler


Grup: Bot

Katılım: 1 Dakika önce




Go to the top of the page
 
Quote Post
Doğan Günay
mesaj 27-09-2009 - 21:35
İleti #2





Grup: üye
İleti: 159
Katılım: 12-05-2009 - 11:37
Üye No: 4,605



QUOTE(orhann @ 27-09-2009 - 14:08 ) *
1960 yıllarda argo sözlerin jelantinleri açılmamışlarının kaynak noktası İskenderun’da Çay Mahallesi Çay Spor kulübü'ydü.

Ben, 1960 öncesine gideyim:

Çay Spor hala var mıdır bilmiyorum. Bir kaç ay önce "o kahvehanenin " önünden geçtim.Baktım ki "Çay Spor" tabelası yok.
Çay Spor'lu yıllarda rahmetli "Fasulye Recep", "yellow Fahri", "Müstantik" biz top toplayıcı kuşağın ağabeyleri idi.
Sonradan Galatasaray ve milli takımda oynamış olan Yasin Ve Gökmen kardeşler ise, kısa pantolonlu birer "bebe" idiler.Daracık sokakta yaptığımız maçları evlerinin penceresinden izlerlerdi.

Rahmetli "Banzo Turan" top yerine taşa vurunca, kalede durmaya başlamış ve bu sakatlık onun ileride "profesyonel kaleci" olmasının yolunu açmıştı.
Prof. Yalçın Küçük'ün kardeşi Faruk, attığı kıvrak çalımlardan dolayı "Balık" lakabını alnının hakkıyla almıştı. Bizim Kartal Spor'un asıydı. "Ellilik"in en küçük oğlunu sübaplı topu olduğu için "mecburen" takıma alıp ta, kaptanları sonradan "Beşiktaşlı Faruk Karadoğan" olan "orta 2-C" sınıfıyla yaptığımız maçta hezimete uğrayacağımızı nereden bilebilirdik.

Hey! gidi siyah- beyaz yıllarım hey!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
orhann
mesaj 28-09-2009 - 13:08
İleti #3





Grup: İskenderunforum Köşe Yazarı
İleti: 94
Katılım: 21-12-2007 - 10:36
Nereden: oabcxx
Üye No: 2,424
isim: orhan
meslek: serbest
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: lise



QUOTE(Doğan Günay @ 27-09-2009 - 21:35 ) *
Ben, 1960 öncesine gideyim:

Çay Spor hala var mıdır bilmiyorum. Bir kaç ay önce "o kahvehanenin " önünden geçtim.Baktım ki "Çay Spor" tabelası yok.


Hey! gidi siyah- beyaz yıllarım hey!


Çay spor
Çay mahallesı geçmişi için Doğan bey ın hatırlatmalarına teşekkürler daha neler geliyor insanin aklına Çay mahallesi ve Çay spor denilince.
Rahmetli fasulya Recebin evi hemen yanındaydı kulübün, Karşısındada Yoğurtcu Saimin dükkanı vardı
Payas festivalinde sazı ve sesiyle konsere katılmıştı. Kulübün emektarları.
Meşhur kaleci Şakir kardeşi Vahap soradan Şinaside onlara katılmıştı tipik yürüşüyle pepino,
Meşhur çizgi futbolcusu sonradan antröner Ergül abi. Kaleci Şarapcı Vural ve kardeşi.
Rahmetli Cemil Soley ve değişmez ahbabı Kartal Fahri de, ziyaretcisiydi kulübün.Yolsporlu Tavşanda oynamıştı Çay sporda.
Iskenderun Gençlikten,Petrol ofisi spordan,Fenerspordan,Gençlerbirliğinden,Yolspordan hatta Demirspor ve Dörtyolspordan , Çayspora çok transferler olmuştu. İskenderun liğinde ayrıca Karagücü ve milli liğden takviyeli Deniz gücü oynardı. Deniz gücü Askerlik nedeni üle okadar çok İstanbul birinci milli ligden fubolcusu olurdiki Iskenderun Karmasıyla gösteri maçları yapardı. Önceleri Numune mhalesinin üstündeki toprak sahada ,sonrsındada şimdiki stadyumda.
Antakya birinci liğınde yer alan Fenerspor kıymetli futbolcuları ile kendi dünyasında idi.
Fakat diğer takımlardan biri Antakya birinci ligde oynadımı her maçta yer yerinden oynar
Çay sporun önü gösteri alanı olurdu.

Rahmetli İskenderun sporlu Turgut ve en Yakın arkadaşı Kemal ,Petrol ofisi ,Ekrem Tacettinin gençlerbirliği ve hatta Demir spor onlara iş, imkan vaad ettiysede onlar Faris Kireççi ve yakın çevresiyle olan muhabbetleri içinde hiç bir şeyi Kabul etmez ve amatör bir ruhla bu kulübü yaşatırlardı.
Sonradan Fener mahallesinden meşhur Abdurrahimde bu takımda oynamıştır,neyaper eder tek başına maçı alırdı.Sonradan Rahmetli Banzoyla edirnede oynadılar.
Petrol ofisi sporun emektarlarından meşhur cerrahlardan kaleci ET ve kardeşi .Çay spor u her gün ziyaret ederlerdi. Ayrıca seyyar esnaftan simitçiler, seyyar gazette satıcıları, sonradan hakem olan cınko kaplı kovasında seyyar haşlanmış Nohut satan Nohutçu,ellik hikmetin oğulları ve nice gençler yolunu oradan geçirir hatta çay spor kahvesinin yanında öylesine dışarda saatlerce takılıp bitirimlerin hicivli atışmalarını izlerdi.
Meşhur hakem Çerçi kemal çok çekmişti onlardan. Sağlıcakla kalın.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Doğan Günay
mesaj 28-09-2009 - 15:01
İleti #4





Grup: üye
İleti: 159
Katılım: 12-05-2009 - 11:37
Üye No: 4,605



Orhan Bey,

Sizi hafızanızın gücünden dolayı kutluyorum.
Anımsamakta zorlandığım bir çok kişinin adını bir çırpıda yazmışsınız:
Kaleci Şakir, Şinasi, Pepino (Namı-ı diğer Müstantik), Kartal Fahri ( Fahri adı aklımda idi ama, lakabını unutmuştum, Pepino'nun kardeşidir)
Rahmetli Et Ünal, benim akranımdı. Banzo da tabii. Et'in sonradan kalecilik yaptığını sizden öğrendim.Ben 1961 de İskenderun'dan ayrıldığım için sonraki yılları bilmiyorum.Öncesinde ise 1957-61 arası hastalığımdan dolayı nerede ise evde bir hapis hayatı yaşadığım için o yılların mahalle hayatına dair anılarım kopuk kopuktur.Fasulye ile, 1968 de Erzurum'da tesadüfen karşılaşmış ve ayaküstü sohbet etmiştik.Petrol Ofisinde çalışıyormuş Erzurum'da...
Fariz Kireçci ve Karaağaç Valisi Cemil ile ortaokulda aynı sırada otururduk.. Fariz ile, 2004 yerel seçimler öncesi bir yemekte karşılaşmış, eski günleri yad etmiştik.
Ergül'le, Banzo'nun vefatından sonra, rahmetlinin çektiği maddi ve manevi sıkıntılarından, İskenderun Spor'un vefasızlığından söz ettiği konuşmamızdan bu yana karşılaşamadık.

16 yıl aradan sonra 1977 yılında İskenderun'a dönüp te, Banzo'nun İsdemir'de çalıştığını duyunca kendisini aramış ve buluşalım demiştim. Mesai saatleri dışında Çay spor'a takıldığını söyleyince, bir kış günü Cumartesi öğleden sonra Çay spor'a gitmiştim.Okey masasında Banzo hariç diğerlerini tanımıyordum.Çocukluk anılarımızın saflığı hariç, ortak yönlerimizin kalmadığı tesbitinin meydana getirdiği hayal kırıklığını istemiyerek yaşamıştım.Aynı duyguyu rahmetli de yaşamıştır mutlaka..

Kartal, Erzin'de çiftçilik yapıyormuş. Et Ünal'ın ağabeyi Hıdır (Talat), Körfez Konutları'nda oturuyor. Motorsikleti ile dolaşırken arada bir görüyorum. Bir arkadaşı söyledi, bir gecede elli şişe bira içmiş, iddia üzerine...

Kaleci şarapçı Vural, bizim sınıfın çift dikişlilerinden 16 Vural Tan mıdır? Bedenci Ömer Hoca'dan epeyce dayak yemişliği vardır.

Bu arada Çay Mahallesinin ünlü "Pinnik Spor" unu, Kel Faruk'u, Yel Ayhan'ı anmadan geçemiyeciğim, ve şu "marş"larını:

"bir, ki,üç, dört
züm tek, züm tek,züm tek
oh! oh! oh!
yallah! yallah!
olmadı baştan..."


Go to the top of the page
 
+Quote Post
halil çavuşoğlu
mesaj 21-01-2012 - 12:40
İleti #5





misafir






QUOTE(orhann @ 27-09-2009 - 14:08 ) *
Deniz Alayı’nın yolu bit pazarından geçer!!

Yazılarını zevkle okuduğumuz Kemal Beyın Müjdat Gezen’in hatıralarından bir kesiti bana o yılları anımsattı. İskenderun’la ilgili anılar, anıldığı gibi genellikle 1960’lı yıllara kadar siyasi ve edebidir.

Özellikle milli mücadele yıllarında başarılacağından şüphede kalan 150 lilikler arasından bazıları ülkeye hasretlerini bu bölgede giderebilmiştir. Refik Halit gibi. Refik Halit’in kendi deyimiyle sürgünde kaldığı yıllarda Ortadoğu’da Halep, Şam, Beyrut, Kudüs’te gördükleri ve anlattıklarında Osmanlı Istanbul’unun hatta Bab-ı Ali’nin, bu toprakları yıllarca yönettikleri halde nekadar uzak kaldıkları, Istanbul kültürünü , yaşam tarzıyla, boğazın tepelerini aşıramadıklarının bir belgeseli gibidir. Osmanlı’nın 400 yıllık idaresinde kalan hatta Balkan’lardan, Kafkas’lardan göç alan Halep’te bile , Osmanlı’dan esintili bir sosyal çevre içinde yaşayamamıştır. Kudüs ve Beyrut günlerinde anlatımları, kaybedilen savaşın ürkekliği, yaşam tarzlarına yabancı gözle bakan Avrupalı bakışındadır.

Konu edilen İskenderun’un sanatçı ve sporcu yada iş adamı hatıratlarının çoğunda Askerlik anıları ile anıldığı ya da 1960’lı yılların sonrasında buna bir de Soğukoluk anılarının eklendiği görülüyür. Aslında o yıllarda İskenderun başka ne verebilirdi ki böyle değerli ziyaretçilerine ya da şimdi. Farklı olarak o yıllarda ”Recep İvedik” sitilliler, Anadolu kasaba kultürlü çiftçiler, hayvan tüccarları için zaten Soğukoluk’lu ortamları hazırdı.

Aslında o yıllarda bütün Anadolu bır zorunlu ziyaret sebebi ile anılırdı hatıralarda. Radyolu ve sinemalı yılların İstanbu’lu , cumhuriyet gençliğine, eskilerin Bağdat’ını, Şam’ını unutturmuştu.
Reşat Nuri’nin Çalıkuşu romanında istanbul’lu esintisiyle ya da Yakup Kadri’nin Yaban romanında da gerçekten bir “yaban” gibisinizdir Anadolu’da. Hatta Mustafa Kemal’in “hiç mi sevilecek tarafı yok bu Ankara’nın ?” sorusunu şöyle cevaplar Yahya Kemal Beyatli; İstanbul dönüşü paşam çok zevkli oluyor! der. Han Duvarları şiiri sizi alır götürür başka bir üç boyuta, sanki içinde değilmişsiniz gibi. TV reklamlarında beğenilen bir deyim “argo” nasıl yakın zamanda çaycının ,minibüscünün, tamirhane çıraklarının yada argocu esnafın ağzında tekerlemeyse. Artema-aç kapa, sölim miii, aklımı seveyim gibi. O yıllarda gündem yine İstanbul’dan gelirdi. Orhan Veli’nin “Eskiler Alıyorum” dan bir mısra “Rakı şişesinde balık olsam” hemen dağılır İstanbul’a, ardından Anadolu’ya. Herkesin ağzındadır.

1960 yıllarda argo sözlerin jelantinleri açılmamışlarının kaynak noktası İskenderun’da Çay Mahallesi Çay Spor Kulübü'ydü. Bitirimlik sevdalıları sinemalarda rahmetli Öztürk Serengil’in “abidik gubidik yeşeee! “ veya “şepkemin altında ayakkabılarımın üstündeyim!!!” Rahmetli Vahi Öz’den “Bediaaa!!” larını duysalar da, İstanbul’dan yeni gelen bir bitirim ağızlıdan duyulacak yeni jelatinlenmiş bir söz daha cazip olabilirdi. Sırf akortsun hemşerim!! Rüyada gezip otel parası ödüyorsun moruk !! gibi. Hemen dağılırdı İskenderun’un bilardo salonlarına ve oto tamirhanelerine. İstanbul ya da filimlerde oynama hevesinden kimler kaçmıştı evlerinden, çoğu hüsranla dönmüştü. Beyoğlu’ndan giyinenler göstere göstere övünenler vardı.

Askerlik hatıratlarında İskenderun’a yer verenlerinden çoğu İstanbul kökenlidir. Genellikle batı vilayetlerden olurdu denizciler hatta astsubaylarının çoğunluğu. Torpilli Askerlik yapacak olanların hemen hemen tamamı denizci olur, burada 45 gün mecburi egitim gördükten sonra, genellikle İstanbulun ordu evlerinde ya da ayarlanmış deniz birliklerinde kalan günlerini tamamlarlardı. Meşhur futbolcular genellikle denizciydi. Hatta deniz gücü bazen milli takım gibi olurdu. Birinci ligden en az 8 -10 oyuncu olurdu. Artistler adları geçse de pek görmezdik, 45 günü öyle böyle geçirirlerdi. Benim bizzat ortaokulda öğrenciyken görüp konusabildiğim, Müjdat Gezen’in hatıralarında yer alan FB’li Nedim, BJK’ lı Sanlı ve Yusuf ve diğer takımlardan niceleri.

Gruplar halinde gelirlerdi kendi yörelerinden, yanlız olsalar bile hemen tanışırlardı kahvahane yada asker otellerinde. İstanbul’dan gelenler hemen belli olurdu, aralarında ki samimiyetten. Taa! İstanbul’dan, askerlik şubesi önünden ya da yolculuk sırasında tertip trenlerinden tanışıp yoldaşlık ettikleri belli olurdu.

Gruplar halinde gezerler en son gün en son saat teslim olurlardı, hatta son tıraşlarını bile son saatlere bırakırlardı. Sonra sıkıntılı sıkıntılı deniz alayının yolunu tuttarlardı, ya faytonlarla ya da yayan. İskenderun’da genellikle teslimler pazar günü saat 5’te son bulduğundan pazar günleri sahil çay bahçeleri ve şimdiki Peynirciler Pazarı’nın önündeki boşluk o zamanlar sebze pazarıydı arkasında da bit pazarı barakaları bulunurdu. Ulucami Caddesi’ni o bölümü kalabalıklaşır, pazar yeri sesleriyle çınlardı.

Sebze hali pazar günü kalabalık olduğundan askerlere malzeme satanların kimi yerde kimi tezgahlarda tıraş takımı, jilet, tıraş fırçası, sabun, iğne, iplik ve de tahtadan yapılmış bavullar satardı. Büyük tahta çantalara bu malzemeler ve evden getirdikleri doldurulur öylece son saatlere kadar dolaşır ya da “askere serbest” camlarında yazı olan kahvelerde takılırlardı. Sonra, teslim olunca başka bir dünyada olacaklarını bildiklerinden durgunlaşır ve nizamiye kapısına yönlenirlerdi. Bazılarının anababaları ya da yakın illerden akrabaları son teslim yerine kadar onlarla birlikte olurlardı.

Daha önceden taktik alanlar terzilere diktirilmis ve güzel ayakkabılarını bir ufak torbada isimleri üstüne yazılı olarak teslim ettiklerinde, giderken tam olarak alamayacaklarını bilirler. Teslim olmadan hemen bit pazarının yolunu tutarlar!! Orada onları ya bu işlerle uğraşan alıcılar bekler, ölü fiyata elbiselerini ve aykkabılarını satın alıp onlara idareten giyecek bir şeyler verir, ya da yırtık pırtık şalvarlı, yamalı ceketli hammallar, işçiler onları bekler, kemer dahil bire bir pazarlık yaparak üstbaş değişirlerdi. Ardından içinde görse en yakının bile tanıyamıyacağı kirli yırtık şalvar, gömlek ve ayakkabı denmez otomobil iç lastiginden yapılmış sandaletlerle gider teslim olur, ardından eğitim giysilerini giyerken çöpe atarlardı.

45 günlük zorlu eğitimde ancak torpilli olanlar dışarı yüzünü görebilirdi. Yaz aylarıysa, ağır eğitimde kapkara olurlar, bir de 29 Ekim, 19 Mayıs gibi bayramlara denk gelirlerse hepten kömür olurlardı. Zaten en azından bir kaç tokat yemeden eğitimini tamamlayan hemen hemen yok gibiydi. Yemin törenini tamamlayıp yeni birliğine sevk emrini alıp bir kaç günlüğüne ev tatili yapacak olan erbaşı İskenderun’da aracı hazırsa on dakika bile daha fazla tutamazsın, uçar gider artık İskenderun onun için iyili kötülü bir askerlik anısı olmuştur.

Hatıralarında, en azından o günlerini acısıyla tatlısıyla paylaşan, bit pazarının hammallarıyla pazarlığa tutuşan, başına neler geleceğini bilmemenin sıkıntısıyla, deniz alayının yürüdükçe dikleşen yolunda yürüyüp, hayat tecrübelerine, askerlik tecrübesi ve yeni yıllarca bitmeyecek dostluklar katan yaşayan veya rahmetli olanlara sevgiler ve saygılarla!!

Go to the top of the page
 
+Quote Post

Fast ReplyReply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 25-11-2017 - 14:13