iskenderun forum

Hoşgeldiniz ( GİRİŞ | KAYIT OLUN )

İSKENDERUN'UN GÜNCEL FOTOĞRAFLARINI FACEBOOK SAYFAMIZDAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. https://www.facebook.com/iskenderunforum.com
  İskenderun Resimleri      İskenderun Genel& Sorunlar& Öneriler     İskenderun kültür,turizm

 
Reply to this topicStart new topic
> İskenderunlu zengin ve fakir Hiristiyanlar ve paylaşımları ve Soğukoluk'lu İskenderun...
orhann
mesaj 22-01-2010 - 12:24
İleti #1





Grup: İskenderunforum Köşe Yazarı
İleti: 94
Katılım: 21-12-2007 - 10:36
Nereden: oabcxx
Üye No: 2,424
isim: orhan
meslek: serbest
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: lise



6-7 Eylül 1955... Zengin ve fakir hiristiyanlar ve Soğukoluk'lu İskenderun

İskenderun'da 60'lı yılların başında hemen hemen cami sayısı kadar kilise vardı. Hatay olaylarının üzerinden sadece 20 yıl geçmiş olmasına rağmen, sanki hiç yaşanmamış bir “zaman” gibi, hiç konuşulmaz ve yorumlanmazdı. İnternetin nimetlerin biri, her türlü bilgiye ulaşmak olduğundan, yeniler de iyi ki o günler hakkında detaylı bilgi sahibi olabildik ve bazı önyargılardan sıyrıldık.
Şehit Pamir caddesindeki Ortodoks kilisesi cemaatı en fazla olan kiliseydi. Bazı kutsal günlerde içerisi o kadar kalabalık olurdu ki caddeye açılan yüksek dış kapılarını açar kalabalık koro caddeden rahatlıkla izlenebilirdi. Esnaftan da çok sayıda terzi, berber, mobilyacı gibi bir çok ortodoks hiristiyan vardı. Onlar söylemese veya dışarıdan duymadan kim olduklarını anlayamazdın.
Normal gelirli olanları bizlerden birileri gibiydiler. Katolik kilisesi daha farklıydı her töreni zenginlik gösterisi gibiydi. Siyah gözlük takmış kısa ve dar etekli siyahlara bürünmüş güzel kadınlar, yanında koyu renkli takımlar giyinmiş zengin görünümlü beyler cenaze törenlerinde kilise kapısı önünde uzun süre beklelerdi. Sorasında uzun süre hizmet veren uzun siyah renkli Amerika üretimi cenaze arabası lüks otomobil gibiydi ve lüks otomobillerin takibinde hiristiyan mezarlığına yol alırdı. Arabasız konvoyları pek yoktu hatta esnaflardan oluşan Belediye bandosu bir zamanlar eşlik ederdi.

Ortodoks cenaze töreni tarihi filimlerde gördüğümüz ortaçağ törenleri gibiydi. Önde her zaman 3 metrelik asanın ucunda ağır gümüş parlaklığında haçı zorlanarak taşıyan önü ve arkası haçlı kolsuz önlüklü 13-14 yaşlarındaki çocuk ve arkasında yine o yaşlardan oluşmuş aynı giyside bir gurup ve ardından Kilisenin siyah giysiler içindeki baş papazı ve diğer ruhani gurup. Ardında iri ve gümüş takımlarla donanmış ve yıllar geçtikçe azalan cemaat gibi sayıları da azalan atar tarafından ağır ağır çekilen kutsal gümüş simgelerle donanmış özel yapım! cenazeyi taşıyan büyük ve yanları açık üstü kapalı araba... Onun ardında da cenaze katılımcıları sınıflarına göre sıralanarak yürürlerdi. Yani idari ve ticari mevkiler önde. Gösterişli ve ağır yürüyüşle tüm cemaatların mezarlıklarının olduğu yöne yani Pac meydanından eski Antakya yoluna yol alırlardı. Asri mezarlıklar birleştirilmeden önce Karaağaç cemaatının bile mezarlıkları ayrıydı. Hatta mezar taşları hepsinin, haliyle farklıydı. Ermeni ve Yahudi cenaze törenleri pek görünür değildi.

Varlıklı Hristiyanlar genellikle aralarında Fransızca, Rumca, Arapça ya da hepsini aynı anda Türkçe ile karıştırarak konuşurlardı. Hatay bağımsız devlet olana kadar 1800'lü yıllarda ve 1900'lü yılların ortalarına kadar kiliselerin cemaat ayırmadan eğitim verdiği biliniyor.Tarih araştırmaları 1911 yılında İskenderun'da 14 farklı misyoner Kilisesi olduğunu bildiriyor. İngiliz hatta Danimarka misyoner okulları dini, din dışı kültür ve lisan eğitimleri vermiştir. Buralara her ülkeden sadece misyonerlik çin değil insanlık içinde yatırımlar yapılmıştır, toplumun gelişmesi barış içinde yaşaması için tüm o yılların gelişmiş ülkelerindeki iyi niyetli insanlar tarafından kültürel ve maddi yatırımlar yapılmıştır. Bassa M Madany, İskenderunlu Georgia üniversitesi prf. Amerika Hatıralarında eğitmenlik yaptığı o günler ve katkıları çok lisanlı , dünya kültürünü tanıyan İskenderun'luları anlatıyor. Bu günü miras alanlar, hiç bir eğitim verememektedir. Dini eğitim tepkiler yönünden şart değildir ,en azından lisan ve kültür eğitimlerini devam ettirebilirler ve eskilerin çok lisanlı İskenderun'lular geleneğini devam ettirebilir ve hakkıyla övünebilirlerdi. Ama mütahitlik ve gemi acenta işlerinden çok para kazanmayı tercih ettiler.

Hiristiyan cemaatten birinin işini yaptığın zaman kesinlikle paranı alnında ter kurumadan alırdın. Kendilerine göre sistemli yaşam stilleri vardı. Fakirlerinin Hiristiyan olduğu hesaba bile katılmazdı. Zenginlerinden övgüyle ve saygıyla konu edilir. Onlar hakkında şahsen hiç kötü bir yoruma rastlamadım. Güzel bir bayan hiristiyansa onun her türlü çevreyle olan ilişkisi, giyiniş şekli, davranışları normal karşılanır hatta farklı birlikteliği anormal karşılanmazdı. Yani o bayan yatağından kalktığı giysiyle sokakta dolaşsa garipsenmezdi. Onlar da zaten sıradan insanlarla pek muhatap olmazdı, genellikle yüksek dereceli memurlar ve arazi, ticaret sahibi insanlarla sıkı fıkıydılar, yani ayni Osmanlı Beyoğlu düzeni ya da Şam veya Kahire.

Aykırı yaşam tarzları yadırganmazdı, ben şahsen şahit olduğum karayollarının Namık Kemal İlkokulu'na yakın olan Ersan Taxi'nin hemen karşısındaki değişik mimarili iki katlı evde Kris adlı varlıklı biri evli iken başka bir hiristyan bayanla Barboros mahallesinde bir ailenin yanında bir odayı pansiyon olarak kiralamış ve günlerce beraber kalmışlardı. Tabii haliyle bu bir genelleme değildir. Palmiye eczanesinin sahibi hanım gibi veya Meryem anamızın saflığı ve Holywood güzellerini andıran eski yunan konsolosluğunun altındaki gemi ve uçak bilet acentasında yıllarca görev yapan o uzun boylu güzel hanım yaşam sitilleriyle imrenilecek kişilerdir. O'na bazen bir bayan arkadaşıyla sabah erken saatlerde adağı için yalın ayak ayakabıları elinde pazarın ordaki kiliseye Pac meydanından geçerken, gülümseyerek hızlı hızlı yürürken görürdüm. Sayek'ler de ya da Zarif ailerine kim ne diyebilir?...

60 lı yılların başında eski Karayollarının arkasındaki tenis aynı zamanda basketbol sahası olarak hizmet veren yerde İstanbul'dan gelen ve çevreden hiristyan dekolteli genç bayanlar erkeklerle karışık, değişik dilleri konuşarak tenis oynar sık sık partiler düzenlediklerini duyardık. Hemen hemen hepsinin o günlerin şaşalı Beyrut'u ile yakın ilişkileri vardı.

Haliyle Butroslar veya Catonilerin köklerini akdenizi çevreleyen büyük şehirlerde Fransa ve İspanya dahil görebilirsiniz. 5-6 eylül 1955 İskenderun'da da küçük çaplı bazı olayların olduğu söz edilsede detaylı bilgi yok. Soğukoluk'un mimarlarınında hiristyan ve Ermeni cemaati olduğu biliniyor. Nergislik köyü sitesinde “Biz Türk ve Müslümanız komşularımızia da iyi geçiniriz. Ermeniler de bizimle iyi geçinirdi, aramızda kavga döğüş olmazdı pek" diyerek işgal döneminin Soğukoluk'ta yaşayan ve Ayvazyan otelinin de sahibi olan Josef Ayvazyan, Sarkis efendi, Güzelyan, İsev, Garabis, Gomenik biraderlerle ilgili anılarını yineliyor, konu açılıyorsa da daha önceleri, Osmanlı son dönemlerinde ve Fransız manda yıllarındada, sıcak yaz günleri Beyrut'tan, Şam'dan, Halep'ten, Adana'dan, Antep'ten ve daha ötelerden, buraya yatılı ailelerle ya da guruplarlarla lüks arabalarla gelinip dansözler eşliğinde eğlenceler düzenlendiği, büyük kumar masalarının kurulduğu biliniyordu. Anlaşılıyor ki Soğukoluk Cumhuriyet döneminde doğmamıştır. Çukurova'nın verimli Lübnan dağlarından, Amik ovasının ve de Maraş'tan başlayıp Lut gölüne kadar uzanan çukurun Ürdün'e kadar uzanan verimli topraklarında yaşayan arazi sahipleri ve ticaret erbabının katkısı olmuştur. O yıllarda yaşadıkları yörelerde, doğu ve ğüneydoğu Anadolu dahil imkansız olan bu Soğukoluk tarzı parası olanları buraya çekmiş ve gizli, dehlizli mimarisiyle fuhuş ve kumar merkezi olmuştur. Sadece Türkiye'nin belirli yörelerinden değil, Balkanlardan, Kafkaslardan, Beyrut ve Kuzey Afrikadan genç bayanlar çeşitli yollarla getirilmiş ve hizmete sunulmuştur.

Haliyle gece alemleri ve kumar partileriyle bilinen eski Soğukoluk 60'lı yılların sonuna önemini kaybetmiş, doğru köylerden şehirlere olan nüfus kayması, yabancılaşan insanlar, değerlerin kaybolup maddiyatın öne çıkması, her yöre kendi pavyon düzenini hatta nikahsız yaşam düzeninini kurmuş, Soğukoluk gibi uzaklara, sınırlı zamanlara , yüksek harcamalara gerek kalmamıştır. 70'li yılların başındada Soğukoluk inşaatı başlayan Demirçelik'te ve İran ile Irak'a nakliye şirketlerinin dönen avanta rüşvet çarkları sayesinde kısa bir süre kendini koruyabilmişti.

70'li yılların sonunda artık Soğukoluk’un zengin ve VİP müşterisi yoktu. Şalvarlı ,İstanbul ya da İzmir gibi yerlerde iş tutamıyan döküntü kadınların yeriydi. Müzikli, dansözlü eğlenceler ve de kumar partileri bitmişti. Açıkçası Uğur Dündar'lık olmuştu yani yapılmış, edilmiş artık devletin, "Bakın!.. benim haberim var tedbir alıyorum!.." diyeceği bir yer haline gelmişti. Zaten Uğur Dündar'ın , eski Soğukoluk'ta, kaçırılıp getirilen genç kızları koruyan, o kadar gözü kara fedainin ya da azgın bekçi köpeklerinin arasında program yapma şansı yoktu. Soğukoluğun merkezindeki Jandarma karakolu o güne kadar bir şey görememiş, o günlerden yani büyük rant bittikten sonra iyice görmüştü!..

Bundan sonraki Soğukoluğu canlandırma hevesleri boşunadır , işin gerçeği budur zaten oranın sisli rutubetli havasından ,yorucu dönemeçli yollarından da hiçbir tatilci memnun değildir.

Her nekadar İskenderun'da hiristyanlar ya da yahudiler kapalı kapılar ardında yaşıyor dış ülkelerle ilişkileri, oralardan ticareti yürütüyorlarsa da bu kadar zenginliğin haliyle konu ettiğim arazi ve arsa zenginliğinin Allah vergisi olmadığı araştırılırsa anlaşılıyor. Zaten bu konunun kırılma noktasıdır. Yani zengin hiristyanla kültürel manevi ya da maddi bir düzlemde olamadığımızın kırılma noktasıdır. Belki de Suriye ve Mısır'la yapılan mal mübadeleleri veya sahipsiz arazi ve arsalar milli emlak yerine, dosya altı evraklarla isim benzerliği yapılarak belirli anlaşmalarla bazı hiristyanların mülkü gibi gösterilmiştir. Kazanç onaylıyıcılarla kırışılmıştır. Ya da bazıları Lübnan'dan gelen Mardinliler gibi yeni nufüs cüzdanlarını alıp yeni yerlerin, yurtların sahibi olmuşlardır. 1920 lerden başlayan nüfüs kayıtları 1938 kayıtları ve bugünkü İskenderun kütükleri araştırılırsa neler çıkacaktır kimbilir?...

Kendilerini orta sınıf müslüman toplumdan uzak tutarak , modern yaşam tarzı görüntüsünde olan, hiristyanlığın doğuştan gelen bir ırki meziyet olduğu görünümünü veren, bir takım maddiyatçı, Avrupa ve Amerika şirketlerinin acentalarını kaparak yorulmadan komisyonları cebe atan Ortadoğu ve İstanbul gayrimüslümlerinin mumu, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine giden işçilerin orda eğitim gören , yetişen çocuklarının, gerçek Avrupalı olmasından ve de gerçek hiristiyanlığı ve “ Hiristiyanliğın ana öğretisi olan , insan sevgisi ve birlikte paylaşarak yaşamayı” tanımasından sonra Soğukoluk gibi yatsıya kadar yanmıştır. Çalışmakla kazanmayanlarının nasıl bu zenginliğe geldiği de belki de başka bir Ergenekon ilişkileridir. İskenderun ve Antakya'nın Türkiye'ye katılışının verdiği ve içlerinde kalan kırgınlık onların özürü olamayacaktır. Fransız idaresindaki manda yıllarında, Zeki al Arsuzi de anılarında, İskenderun'da ki Fransız okullarında eğitmenlik yaptığı yıllarda karşılaştığı hiristyan, sünni ve alevi ayrımcılığını anlatmaktadır.

Açıkçası İskenderun'un , özellikle Antakya demiyorum, Altınözü'nün altın kalpli gerçek hiristiyan kültürlerini ısrarla koruyan köylerinden ya da Samandağı'ndan konu etmiyorum. Bugünkü Osmaniye'den,Tarsus'tan, Mersin'den çok gerilerde kalan durumunda, geçmiş kültür ve ticari düzeni , maddi ve manevi İskenderun'luluğu hoyratça harcayan diğerlerinden daha çok, uzak ve paylaşımcı olmayan onların da, büyük payı vardır. Bazı şeyler için bugün artık çok geç... Şimdi her nerede iseler!...
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mesaj 22-01-2010 - 12:24
İleti #


Teşekkürler


Grup: Bot

Katılım: 1 Dakika önce




Go to the top of the page
 
Quote Post

Fast ReplyReply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 24-11-2017 - 08:26