iskenderun forum

Hoşgeldiniz ( GİRİŞ | KAYIT OLUN )

İSKENDERUN'UN GÜNCEL FOTOĞRAFLARINI FACEBOOK SAYFAMIZDAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. https://www.facebook.com/iskenderunforum.com
  İskenderun Resimleri      İskenderun Genel& Sorunlar& Öneriler     İskenderun kültür,turizm

 
Reply to this topicStart new topic
> Bedava yaşıyorduk bedava! Hem de gülsuylu bici-bicili
orhann
mesaj 02-01-2010 - 03:43
İleti #1





Grup: İskenderunforum Köşe Yazarı
İleti: 93
Katılım: 21-12-2007 - 10:36
Nereden: oabcxx
Üye No: 2,424
isim: orhan
meslek: serbest
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: lise



Bedava.. yaşıyorduk bedava!...



Ağustos ayının sıcak öğle saatiydi. Sanki yaşayan her şey hatta hava bile durmuştu. Asfalt yer yer erimiş koyu habbeli zift bazı noktalarda kaynamış gibi taşmıştı. Mangaldaki kor kömürün üstündeki saydam titreklik, Asfalt yolun baktığın her yönünde görülüyordu.

İki taraflı uzun ince gövdeli palmiyelerle sıralı sahil yolu ve koyu lacivert renkli denizin kenarlarına kadar çiçek adaları arsında uzanan yürüme yollarında da kimseler görünmüyordu.

Pavyonlara hizmet veren prıl pırıl chevrolet Impalalarda binaların gölgelerine park edilmişti.

60'lı yıllarda, fabrikalar, ekzos gazları, sahil boyunca sur gibi dizili binalar ve klimaların etkisi olmadığından hava bunaltıcı sıcak olsa da, solunum sorunu olmadığından her şey berraktı. Eski iskelede birkaç çocuk iskele sonundan denize dalıp çıkıyordu. Şehrin işlek caddelerine bakan kahvelerin koyu gölgeli çadır tenteleri ve asma yaprakları sarmış haymaları altında oturanlar, konuşarak bile olsa enerji harcayıp terlemek istemiyorlarmış gibi boş gözlerle yolları izliyorlardı. Diğer esnaf uzun bir öğle tatili yapıp, herkes gibi güneşin yakıcı ışıkları azalana kadar bir yerler bulup sığınmışlardı.

Kötülüklerin bile koyu sıcaktan kaçtığına bilinç altından inanıldığından, hiçbir şeyin olamayacağı sezisi, herkese güçlü bir güvenlik hissi veriyordu. Bu şartlarda ancak belirli şeylerin yenilip içilebilmesi ve ucuzluğu, geçim derdini de yok saydırıyordu.

Sahilden Çay mahallesine giden caddelerden birinden dalıp, köşelerdeki gölgelerde tahta sandıkların içindeki hızar talaşına gömerek erimekten korudukları kalıp buzlardan bir testere eni 5 kuruş buz , fırından 15 kuruş pide ekmek, evden aldığım çinko tasla da bakkaldan 25 kuruşluk yoğurt aldım. Buz dolabı yerini tutan tel dolapta sineklerden korunan zeytin ve salatalık, domates ve birkaç acı yeşil biber. Buz talaşından yıkanıp yarısı çeşmeden doldurulan sürahi suyuna yarısı da yoğurt tasına, işte en sıhhatli menüydü. Ondan ötesi zorunlu bir öğlen uykusu, her bireyin kendine göre sıcaktan korunacağı hafif de olsa serin bir gölgesi vardı.

Akşama doğru evlerin ve dükkanların önleri sulanır, toprak yada asfalt ıslatılır, gelen serinlikle birlikte sokaklar canlanır. Akşam yemekleri için pompalı gazyağı ocakları kafalarına ispirto dökülüp yakılarak ısıtılıp gazyağı pompalanır, tıkanırsa iğnesiyle açılıp tekrar kibrit çakılır, üç ayaklı ocaklarda yemekler yapılırdı. Olmayanlar birkaç tahtayla üç ayaklı maltız yakıp öyle yemeklerini pişirirlerdi. Artık sadece evlerin önünde oturmak, gelen geçeni izlemek bir zevkti. Çeşitli şekillerde binilen bisikletler, yük taşıyan at arabaları, zillerini çala çala müşteri taşıyan Faytonlar, iterek yürüttükleri dondurma arabalarında dondurma dolu teneke silindirleri buzun içinde döndürerek soğutup satan dondurmacılar, köşeleri tutmuş kalıp buzlardan buz kürüyerek gül suyu ve pudra şekerle karslanbaç ve bici-bici satanlar, plakçalarlarıyla, şalgamcılar….

Sevdiği kızın evinin önünde şalgamcı arabasında, duygularını belirten plaktaki parçayı çaldırmak, işlerin bitiminden sonra en az bir liraya mal olurdu. Suni kebap yani nohutlu, maydonozlu, kimyonlu dürüm ve dürümcü arabaları da, ayrancılarla beraber geç saatlere kadar hizmetinizdeydi. Hatta gece yarılarına, yazlık sinemalar dağılana kadar beklerlerdi.

Damlarda yatacak yerleri olanlar şanslıydı sivrisineklerden koruyan cibinliklere girip yatmadan, parlak ay ışığında yıldızlara bakarak çay içmek ve yandaki dam komşularıyla damdan dama sohbet etmek ayrıydı. Hafta sonuysa mutlaka size yakın veya bir yerde yakınınızın düğünü vardır. Orada en iyi ikram! buz dolu kovalardan sunulan buz gibi kapağı patlatılarak açılan gazozdu.

Elektrik parası, radyoyla, tepede yanan tek lambaya... Çamaşır çivitli ,sodalı bahçede kaynayan kazandan. Ne buzdolabı ne bulaşık makinası ne de televizyon,müzik seti …

Ne oturma gurubu, özel perdeler, avizeler, mutfak aksesuarları, yatak yemek odası takımı ned e ankastre mutfak veya jacuzzi…
Birkaç sedir, yer kilimi, yuvarlak tahta yer sofrası ve yayları gıcırdayan bir somya eh... Bir de tel-dolapla tahta sandelyaler ve masa. Emekli olanlar, devletten aldıkları emekli maaşıyla şavaş kahramanı gazi gibi havalıydılar. Onlara yeter artardı, hatta etrafı da onunla geçinirdi..Sabah Pazar alışverişini yaptıktan sonra , akşam üzeri ütülü kıyafetiyle şöyle bir sahil turu yapar, emekli arkadaşlarıyla bilinen yakınlarının, varsa aile sorunlarını çözmekle uğraşırlardı. Onlar için her devlet büyüğü kahraman, idareciler de muhteremdi…

Bugünlere göre o günler Orhan Velinin dediği gibi;

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dişi,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;


Hayat..Bedava.. Gibiydi!....
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mesaj 02-01-2010 - 03:43
İleti #


Teşekkürler


Grup: Bot

Katılım: 1 Dakika önce




Go to the top of the page
 
Quote Post

Fast ReplyReply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 23-09-2017 - 10:18