MEZUNLAR FORUM

Hoşgeldiniz ( GİRİŞ | KAYIT OLUN )


 
Reply to this topicStart new topic
> İskenderun lisesi ve Hazin bir hikaye
orhann
mesaj 16-03-2011 - 04:08
İleti #1





Grup: İskenderunforum Köşe Yazarı
İleti: 93
Katılım: 21-12-2007 - 10:36
Nereden: oabcxx
Üye No: 2,424
isim: orhan
meslek: serbest
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: lise



1966-67 İskenderun lisesi ve hazin bir aşk hikayesi.

Fizik hocası “Molla” 2 FEN F nin kapısından , yeni öğrenim yılının ilk dersine girerken, topluca ayağa kalkan 40 öğrencili sınıfa kafasını çevirip bakmadan, masasına oturdu ve..

*** Bu ne kalabalık, bu kadar FEN adamı Türkiyeye yeter be..! dedi.

Gözleriyle , önündeki yoklama listesine bakarak sınıfı dikkatle taradı. Bazılarının ismini okuyarak, ayağa kaldırdı ve “Edebiyat “ bölümüne giderse , rahat ve garantili bir yıl önererek pazarlık yaptı. Fen bölümünde şansları olmadığını anlattı.

A … F ye Lise II sınıfları, belliki bu yıl belirli hocaların toplantısında , seçilerek , göze gelen ve aileleri bilinen talebeler A-B-C sınıflarına dağıtılmış, kızlar “ Lise II Edebiyat E” bölümüne kadar yetmişti.” II FEN F” sırf erkeklerden oluşmuş, Lise I ve Lise III ler dahil okulun , kız talebesi ve Kimya hocası dahi olmayan, en “Maganda “ sınıfı görünümündeydi.

Hocaların, sınıf seçimindede, tercih leri olduğu, bu sınıfta ders veren , genç ve güzel bir bayan hocanın, olmamasından belliydi.

Meşhur Coğrafyacı “Payton “ ders bile anlatmıyor , dersi bir talebeye okuturken, sınıf kendi dalgasında kafasına göre takılıyordu. Ders bitiminde onu lafa tutan talebelerin arasından , ayakkabısının bağları arasına tutuşturduğu aynadan ,

*** “Bu gün hocamızın don rengi kırmızı” diyen bile,dikkate alınmıyordu.

Cam yanı, en araka sırada oturan ve sonradan Öğretmen olan “Celal Avşar” soğuk günlerde, yoldan bulduğu mangalı , sıranın altında saklı tutarak ısınıyor, arada bir bulabildiği şarap şişesinden yada Konyaktan bir yudum alıyordu. Kara ve dağınık saçlı, hareketlerinde kendini bırakmış, Biyoloji hocası bayan , arada bir sınıfta dolaşırken, soğuk günlerde, cam yanı arkalara geldiğinde .

*** Burası neden daha sıcak , diyerek anlamsızca etrafına bakıyor , hatta bazan bilmeden Celal Avşarın yanına oturduğunda , sınıftakilerin yüzündeki garip tebessüme şaşkınlıkla bakıyordu.

Tarih hocası “Cevdet bey” saygın bir adamdı. Emekliliği çok yakın olduğundan, misafir gibiydi. Okul çıkışı “ Ali Baba” bilardonun üstündeki CHP bürosuna gider, hatta sıcak yaz akşamlarında balkonunda oturp sahili seyrederdi.

Burada birşeylerine oyun masası kurulup vakit geçirildiği bilinirdi. Yemekte verildiğinden, yemeği orada yediği, geç vakit eve gittiği, sıcak gecelerde hergün sahile inen aileler gibi, onunda hanımı ve evlenmeyen kendi gibi ince ve koyu esmer kızı ile , balkondan yada önemine göre aşağı inerek önemli konuları konuşmalarından belliydi.. Sınıfa ilk geldiği gün.. hemen olaysız bir öğretim döneminin sinyallerini Verdi.

*** Oturun evlatlarım , benim emekliliğim çok yakın , her ders söyleyeceğim sayfaları Tarih kitabından okursunuz. Her yazılıdan önce size 15 soru yazdıracağım. Okuyun cevabını yazın korkmayın, kimseyi sınafta bırakmayacağım.

Psikoloji ve Edebiyat hocalarıda 40 lı yaşlarda bayanlardı. İri ve düzgün göğüslü Edebiyat hocası, elinden geldiğince kapalı giyinsede , saklayamadığı iri göğüsleri ve kalçaları ile, kendini aşağıdan yukarı süzen bakışlara aldırmamaya çalışarak, divan edebiyatından bir şeyler anlatsada, kimsenin candan dinlemediğini biliyordu ve ders bitimine yakın kapıya yaklaşıyor , “aynacılara” şans vermeden, hemen sınıfı terk ediyordu.
Yakınlarda rahmetli olan bir resim hocası ile, Dz alayı sinama salonunda düzenledikleri tiyatro gösterisi öncesi, sınıflardan yetenek seçimlerinde oluşan yakınlıklıkları bile sınıfı kıskandırmıştı.

Psikoloji hocası bayan, ne anlatsada uyuyan gözlerle, yarı takip edildiğine aldırmıyor , yazılılardada sınıfın , birbirinden kopyalamasını görmemezlikten gelerek, Müdür Necmettin beyin önüne , başarısı düşük bir sınıf imajı vermek istemiyordu. Her psikolojik sorular çözümde, her nekadar dersi kendi kendine anlatsada “ Çıplak ayakla halı üzerinde yürümenin , kendinde uyandırdığı tatlı ürpertiyi” anlatmadan edemezdi..

İdris bey müdür muavini olsada , beyaz tenli ,açık kafası ve kısa zayıf bedenine yakışan takım elbisesi ile , sınıfa hızlı girerek hararetle değişik sosyo politik bakışları yorumlar, hatta bazen kompozisyonlar yazdırır, hatta konuşmacılar seçerek , beğeni puanları verdirirdi. Sınıf hocası olduğundan, idareye düşen konularda, sınıfa torpilli davrandığından, saygıda kusur görmüyordu.

Dindersi hocası ayrı bir dünyada, kendinden geçerek sayfaları okur , arkadaşça paylaşma arzusunu tekrarladığından , saygıyla dinlenirdi. Nasıl olsa bu dersten sınıfta kalma derdi olmayacaktı.

Beden hocası Yurdakul beyde, idari işlerden kalan zamanında, bu sınıfın beden dersini yüklensede, Basketbol a olan fanatikliğinden ve bu sınıfta o cevheri görmediğinden, 19 mayıs spor hareketleri haricinde , dersleri futbol veya veleybol oyunuyla serbest bırakarak geçiştiriyordu.

Ama Matamatik hocası Mahmut Şimşek, hepsinden farklıydı, sınıfa ilk girdiğinde , Malatyada kısa bir öğretmenlik deneyiminden sonra buraya geldiğini söylemişti. Henüz yeni ve dengesiz yapısının sinyallerini acemice vermişti.

-*** Fen fakültesi matamatik mezunu yum .. demişti, öğünmesinden , logaritma cetvelini ve trigonometric değerleri ezbere bilmesinden sıradan bir öğretmen okulundan olmadığı belliydi. Başlangıçta sıradan düzen içinde geldi isede diğer sınıflardaki , göze gelecek yetişkin kızların rahatlıklarını gördükten sonra tamamamen değişti.

Belkide kısa boyuna rağmen hertarafı nı hareket ettirerek ve gözünün birini devamlı önüne düşürdüğü saçlarıyla kapatarak yürüyen Sanattarihi hocası bayan yada kilolu Gülçin Hanım yada bekar diğer bayan hocaların varlığı da onu etkilemişti.


Devamlı lacivert takım elbise ve sinek kaydı traşlıydı hatta hareketleri bile nazikleşmiş , öğrencilerle sohbetlerinde ve ders anlatırken konu geldiğinde gülerken ağzını bir eliyle kapatarak saygılı ve şık tavırlar sergiliyordu.

Onun ve okula yeni katılan diğer fakülte mezunu Öğretmenler sayesinde , bizle bazı şeyleri konuşmadan yakınlık kurmaları ve arkadaşlık oluşturmaları, Dünyaya bakış açımızı değiştirmişti. Ezildiğimiz, horlandığımız koyu disiplinden sıyrılmıştık. İstediğimiz Ünüversiteyi kazanabilmenin ellerimizde olduğunu , değerli bir Ünüversiteyi bitirdiğimizde yetkilerimizin ne olabileceğini anlamıştık.


Daha önceki yıllardan mezun olup , kazandıkları , Askeri okulun resmi elbiseleriyle gelenler , bir nevi hava atma olsada , hevesleri tetikliyordu. Okulun, ceketininin bir yakasını geri atarak yürüyen kabadayılarından İbrahim bile, iki yıl sonra , İzmirde girdiği hava astsubay okulu sınavından sonra herşeyim çalındı, memlekete dönecek param yok diyince , hemen hava Ast subay okuluna kaydı yapılarak, eğitime alınmıştı. . Artık kitaplar ellerimizden düşmüyordu. Ailelerimizin zorlamasına gerek yoktu, hedeflerimizi koymuştuk..

Özellikle idari ofisin yanındaki sınıftaki kızlar, o sınıftaki erkeklerle tam bir bitirim gurup oluşturmuştu. Hatta bazıları , evlilik nasipleri gelinceye kadar , “vakit geçirmek için” okula geldiklerini itiraf ediyorlardı. Evi okula çok yakın olan “Raşel” serbest hareketli bir kızdı.

Hristiyan yaşlı anne ve babası onun disiplini ile ilgilenemiyorlardı. Sınıfın diğer yetişkin alımlı kızları ve diğer sınıflardan alımlı kızlar maden bulmuş gibi, Mahmut hocayı konu almışlardı.

Raşel ve kız arkadaşı Şa.. aynı sırada oturmaya başlamışlardı. Sınıfın diğer alımlı kızlarıda, Mahmut Şimşekle göz göze geldiklerinde ve bir şey sorduklarında hocanın bocaladığını görmüşlerdi. Bunu bütün sınıf anlamıştı.

Sınıfın bitirim erkekleri işi okula yaymışlardı. II FEN F sırf erkeklerden olsada bir şeyler yapmalıydı. Artık her derse girişte ve her zor problemi çözüşünde onu alkışlamaya başlamışlardı. Raşel ve Şa.. bir boş derslerinde bahçede gezerken , II FEN F nin önünden geçerken sınıf Mahmut hocanın, renginin kızarması ve elini cebine atarak gelişi güzel bir konuyu havalı anlatmasından, hocanın aşkını anlamışlar ve hemen alkışlamaya başlamışlardı.

Kızların dikkatini çekerek glüşmelerine sebep olan bu alkış Mahmut hocanın okadar hoşuna gitmiştiki. Yoğun ders saatlerinde sınıflardan birinden araka, arkaya patlayan bu alkışlar Müdürü rahatsız etmiş ve sınafa gelerek , hiç konuşmadan kapının yanında durup dersi izlemiş ne olduğunu anlamaya çalışmış, bir kaç dakiaka kalıp hiç yorum yapmadan asık suratla çıkıp gitmişti.

Bir yazılı sınavda sınıfın erkekleri, Raşel ve Şa.. ya ricada bulunup hocayı oyalamalarını istemişler. Bu nun Üzerine Raşel ve Şa.. göğüslerinden iki düğmeyi çözerek , Mahmut hocayı çağırıp, yazılıdaki sorular hakkında sorular sormuşlar ve Mahmut hoca yerinde mıhlanmış gibi bir süre kendinden geçmiş halde yanlarında kalmış. Sonrasındada açıklama yapar gibi kalemi eline alıp cevapları yazmıştı.

19 mayısa doğru artık , okulun arka kapısına giden ağaçlı aşıklar yolu , aşıkların birbirlerine yazdıkları şiirleri okudukları volta yolu gibiydi. Yandaki futbol sahasında heyacanlı sınıf maçları yapılırken, Basketbol sahasında iddalı kapışmalar vardı.
Her sınıfta, ileriki yılların en güzel hatıraları olacak olaylar yaşanıyordu.. Orta okuldan bu yana, yıllardır bu okuldaydık fakat bu yıl, her sınıf için, başka yıllardan farklı, bayram havasındaydı.. Resim, Müzik yetenekliler kendi aralarında, uzun yıllar devam edecek arkadaşlık gurupları oluşturmuşlardı. Aletli ve aletsiz spor dalları canlanmıştı.

Derslerin bitiminde lise sınıfları ön kapıdan çıkarken , orta sınıflar , ögleden sonraki eğitimleri için, lise kısımlarının okulu terk etmesini ve sınıfların temizlenmesini bekliyordu. Kız erkek karışık ön kapıdan okul terk edilirkeni, yaşlı Edebiyatçı Behçet bey , herhangi bir tacizi önlemek için , okulu terk eden kalabalığın akışının ortasında dikili duruyordu.

Mahmut hoca , Raşel ve kız arkadaşı Şa.. üçgenindeki arkadaşlık , Raşelin evinde buluşmalarla ilerlemiş ve Mahmut hocayla Şa… evlenmişti. Sonradan Eskişehire yerleşmişlerdi taki….



4-5 Yı sonra , Milliyet gazetesi ve diğer gazete sütünlarında
“3 Tem 1973 ... eskişehir,THA Eskişehir”de yeni bir «Sandık cinayeti» meydana geldi ..... 24 yaşındaki Mahmut Şimşek karısı ile aralarındaki geçimsizliğe sebep olarak Kayınpederini öl…”haber böyle devam ediyordu..Tutukalnmıştı ve sonrasında Şa.. tekrar İskenderuna yerleşmişti..

Haberleri okunana kadar, Kim bilebilirdi bizler için, böylesine hızlı, neşeli, hatıralar dolu geçen günlerin, birilerinin hayatlarında, ilerde kara lekeler oluşturacağını…
Kimbilir, kimler, şimdi nerelerdeler…

Go to the top of the page
 
+Quote Post
mesaj 16-03-2011 - 04:08
İleti #


Teşekkürler


Grup: Bot

Katılım: 1 Dakika önce




Go to the top of the page
 
Quote Post
MALİK ÖZÇİMEN
mesaj 29-04-2011 - 19:04
İleti #2





misafir






QUOTE(orhann @ 16-03-2011 - 04:08 ) *
1966-67 İskenderun lisesi ve hazin bir aşk hikayesi.

Fizik hocası “Molla” 2 FEN F nin kapısından , yeni öğrenim yılının ilk dersine girerken, topluca ayağa kalkan 40 öğrencili sınıfa kafasını çevirip bakmadan, masasına oturdu ve..

*** Bu ne kalabalık, bu kadar FEN adamı Türkiyeye yeter be..! dedi.

Gözleriyle , önündeki yoklama listesine bakarak sınıfı dikkatle taradı. Bazılarının ismini okuyarak, ayağa kaldırdı ve “Edebiyat “ bölümüne giderse , rahat ve garantili bir yıl önererek pazarlık yaptı. Fen bölümünde şansları olmadığını anlattı.

A … F ye Lise II sınıfları, belliki bu yıl belirli hocaların toplantısında , seçilerek , göze gelen ve aileleri bilinen talebeler A-B-C sınıflarına dağıtılmış, kızlar “ Lise II Edebiyat E” bölümüne kadar yetmişti.” II FEN F” sırf erkeklerden oluşmuş, Lise I ve Lise III ler dahil okulun , kız talebesi ve Kimya hocası dahi olmayan, en “Maganda “ sınıfı görünümündeydi.

Hocaların, sınıf seçimindede, tercih leri olduğu, bu sınıfta ders veren , genç ve güzel bir bayan hocanın, olmamasından belliydi.

Meşhur Coğrafyacı “Payton “ ders bile anlatmıyor , dersi bir talebeye okuturken, sınıf kendi dalgasında kafasına göre takılıyordu. Ders bitiminde onu lafa tutan talebelerin arasından , ayakkabısının bağları arasına tutuşturduğu aynadan ,

*** “Bu gün hocamızın don rengi kırmızı” diyen bile,dikkate alınmıyordu.

Cam yanı, en araka sırada oturan ve sonradan Öğretmen olan “Celal Avşar” soğuk günlerde, yoldan bulduğu mangalı , sıranın altında saklı tutarak ısınıyor, arada bir bulabildiği şarap şişesinden yada Konyaktan bir yudum alıyordu. Kara ve dağınık saçlı, hareketlerinde kendini bırakmış, Biyoloji hocası bayan , arada bir sınıfta dolaşırken, soğuk günlerde, cam yanı arkalara geldiğinde .

*** Burası neden daha sıcak , diyerek anlamsızca etrafına bakıyor , hatta bazan bilmeden Celal Avşarın yanına oturduğunda , sınıftakilerin yüzündeki garip tebessüme şaşkınlıkla bakıyordu.

Tarih hocası “Cevdet bey” saygın bir adamdı. Emekliliği çok yakın olduğundan, misafir gibiydi. Okul çıkışı “ Ali Baba” bilardonun üstündeki CHP bürosuna gider, hatta sıcak yaz akşamlarında balkonunda oturp sahili seyrederdi.

Burada birşeylerine oyun masası kurulup vakit geçirildiği bilinirdi. Yemekte verildiğinden, yemeği orada yediği, geç vakit eve gittiği, sıcak gecelerde hergün sahile inen aileler gibi, onunda hanımı ve evlenmeyen kendi gibi ince ve koyu esmer kızı ile , balkondan yada önemine göre aşağı inerek önemli konuları konuşmalarından belliydi.. Sınıfa ilk geldiği gün.. hemen olaysız bir öğretim döneminin sinyallerini Verdi.

*** Oturun evlatlarım , benim emekliliğim çok yakın , her ders söyleyeceğim sayfaları Tarih kitabından okursunuz. Her yazılıdan önce size 15 soru yazdıracağım. Okuyun cevabını yazın korkmayın, kimseyi sınafta bırakmayacağım.

Psikoloji ve Edebiyat hocalarıda 40 lı yaşlarda bayanlardı. İri ve düzgün göğüslü Edebiyat hocası, elinden geldiğince kapalı giyinsede , saklayamadığı iri göğüsleri ve kalçaları ile, kendini aşağıdan yukarı süzen bakışlara aldırmamaya çalışarak, divan edebiyatından bir şeyler anlatsada, kimsenin candan dinlemediğini biliyordu ve ders bitimine yakın kapıya yaklaşıyor , “aynacılara” şans vermeden, hemen sınıfı terk ediyordu.
Yakınlarda rahmetli olan bir resim hocası ile, Dz alayı sinama salonunda düzenledikleri tiyatro gösterisi öncesi, sınıflardan yetenek seçimlerinde oluşan yakınlıklıkları bile sınıfı kıskandırmıştı.

Psikoloji hocası bayan, ne anlatsada uyuyan gözlerle, yarı takip edildiğine aldırmıyor , yazılılardada sınıfın , birbirinden kopyalamasını görmemezlikten gelerek, Müdür Necmettin beyin önüne , başarısı düşük bir sınıf imajı vermek istemiyordu. Her psikolojik sorular çözümde, her nekadar dersi kendi kendine anlatsada “ Çıplak ayakla halı üzerinde yürümenin , kendinde uyandırdığı tatlı ürpertiyi” anlatmadan edemezdi..

İdris bey müdür muavini olsada , beyaz tenli ,açık kafası ve kısa zayıf bedenine yakışan takım elbisesi ile , sınıfa hızlı girerek hararetle değişik sosyo politik bakışları yorumlar, hatta bazen kompozisyonlar yazdırır, hatta konuşmacılar seçerek , beğeni puanları verdirirdi. Sınıf hocası olduğundan, idareye düşen konularda, sınıfa torpilli davrandığından, saygıda kusur görmüyordu.

Dindersi hocası ayrı bir dünyada, kendinden geçerek sayfaları okur , arkadaşça paylaşma arzusunu tekrarladığından , saygıyla dinlenirdi. Nasıl olsa bu dersten sınıfta kalma derdi olmayacaktı.

Beden hocası Yurdakul beyde, idari işlerden kalan zamanında, bu sınıfın beden dersini yüklensede, Basketbol a olan fanatikliğinden ve bu sınıfta o cevheri görmediğinden, 19 mayıs spor hareketleri haricinde , dersleri futbol veya veleybol oyunuyla serbest bırakarak geçiştiriyordu.

Ama Matamatik hocası Mahmut Şimşek, hepsinden farklıydı, sınıfa ilk girdiğinde , Malatyada kısa bir öğretmenlik deneyiminden sonra buraya geldiğini söylemişti. Henüz yeni ve dengesiz yapısının sinyallerini acemice vermişti.

-*** Fen fakültesi matamatik mezunu yum .. demişti, öğünmesinden , logaritma cetvelini ve trigonometric değerleri ezbere bilmesinden sıradan bir öğretmen okulundan olmadığı belliydi. Başlangıçta sıradan düzen içinde geldi isede diğer sınıflardaki , göze gelecek yetişkin kızların rahatlıklarını gördükten sonra tamamamen değişti.

Belkide kısa boyuna rağmen hertarafı nı hareket ettirerek ve gözünün birini devamlı önüne düşürdüğü saçlarıyla kapatarak yürüyen Sanattarihi hocası bayan yada kilolu Gülçin Hanım yada bekar diğer bayan hocaların varlığı da onu etkilemişti.
Devamlı lacivert takım elbise ve sinek kaydı traşlıydı hatta hareketleri bile nazikleşmiş , öğrencilerle sohbetlerinde ve ders anlatırken konu geldiğinde gülerken ağzını bir eliyle kapatarak saygılı ve şık tavırlar sergiliyordu.

Onun ve okula yeni katılan diğer fakülte mezunu Öğretmenler sayesinde , bizle bazı şeyleri konuşmadan yakınlık kurmaları ve arkadaşlık oluşturmaları, Dünyaya bakış açımızı değiştirmişti. Ezildiğimiz, horlandığımız koyu disiplinden sıyrılmıştık. İstediğimiz Ünüversiteyi kazanabilmenin ellerimizde olduğunu , değerli bir Ünüversiteyi bitirdiğimizde yetkilerimizin ne olabileceğini anlamıştık.
Daha önceki yıllardan mezun olup , kazandıkları , Askeri okulun resmi elbiseleriyle gelenler , bir nevi hava atma olsada , hevesleri tetikliyordu. Okulun, ceketininin bir yakasını geri atarak yürüyen kabadayılarından İbrahim bile, iki yıl sonra , İzmirde girdiği hava astsubay okulu sınavından sonra herşeyim çalındı, memlekete dönecek param yok diyince , hemen hava Ast subay okuluna kaydı yapılarak, eğitime alınmıştı. . Artık kitaplar ellerimizden düşmüyordu. Ailelerimizin zorlamasına gerek yoktu, hedeflerimizi koymuştuk..

Özellikle idari ofisin yanındaki sınıftaki kızlar, o sınıftaki erkeklerle tam bir bitirim gurup oluşturmuştu. Hatta bazıları , evlilik nasipleri gelinceye kadar , “vakit geçirmek için” okula geldiklerini itiraf ediyorlardı. Evi okula çok yakın olan “Raşel” serbest hareketli bir kızdı.

Hristiyan yaşlı anne ve babası onun disiplini ile ilgilenemiyorlardı. Sınıfın diğer yetişkin alımlı kızları ve diğer sınıflardan alımlı kızlar maden bulmuş gibi, Mahmut hocayı konu almışlardı.

Raşel ve kız arkadaşı Şa.. aynı sırada oturmaya başlamışlardı. Sınıfın diğer alımlı kızlarıda, Mahmut Şimşekle göz göze geldiklerinde ve bir şey sorduklarında hocanın bocaladığını görmüşlerdi. Bunu bütün sınıf anlamıştı.

Sınıfın bitirim erkekleri işi okula yaymışlardı. II FEN F sırf erkeklerden olsada bir şeyler yapmalıydı. Artık her derse girişte ve her zor problemi çözüşünde onu alkışlamaya başlamışlardı. Raşel ve Şa.. bir boş derslerinde bahçede gezerken , II FEN F nin önünden geçerken sınıf Mahmut hocanın, renginin kızarması ve elini cebine atarak gelişi güzel bir konuyu havalı anlatmasından, hocanın aşkını anlamışlar ve hemen alkışlamaya başlamışlardı.

Kızların dikkatini çekerek glüşmelerine sebep olan bu alkış Mahmut hocanın okadar hoşuna gitmiştiki. Yoğun ders saatlerinde sınıflardan birinden araka, arkaya patlayan bu alkışlar Müdürü rahatsız etmiş ve sınafa gelerek , hiç konuşmadan kapının yanında durup dersi izlemiş ne olduğunu anlamaya çalışmış, bir kaç dakiaka kalıp hiç yorum yapmadan asık suratla çıkıp gitmişti.

Bir yazılı sınavda sınıfın erkekleri, Raşel ve Şa.. ya ricada bulunup hocayı oyalamalarını istemişler. Bu nun Üzerine Raşel ve Şa.. göğüslerinden iki düğmeyi çözerek , Mahmut hocayı çağırıp, yazılıdaki sorular hakkında sorular sormuşlar ve Mahmut hoca yerinde mıhlanmış gibi bir süre kendinden geçmiş halde yanlarında kalmış. Sonrasındada açıklama yapar gibi kalemi eline alıp cevapları yazmıştı.

19 mayısa doğru artık , okulun arka kapısına giden ağaçlı aşıklar yolu , aşıkların birbirlerine yazdıkları şiirleri okudukları volta yolu gibiydi. Yandaki futbol sahasında heyacanlı sınıf maçları yapılırken, Basketbol sahasında iddalı kapışmalar vardı.
Her sınıfta, ileriki yılların en güzel hatıraları olacak olaylar yaşanıyordu.. Orta okuldan bu yana, yıllardır bu okuldaydık fakat bu yıl, her sınıf için, başka yıllardan farklı, bayram havasındaydı.. Resim, Müzik yetenekliler kendi aralarında, uzun yıllar devam edecek arkadaşlık gurupları oluşturmuşlardı. Aletli ve aletsiz spor dalları canlanmıştı.

Derslerin bitiminde lise sınıfları ön kapıdan çıkarken , orta sınıflar , ögleden sonraki eğitimleri için, lise kısımlarının okulu terk etmesini ve sınıfların temizlenmesini bekliyordu. Kız erkek karışık ön kapıdan okul terk edilirkeni, yaşlı Edebiyatçı Behçet bey , herhangi bir tacizi önlemek için , okulu terk eden kalabalığın akışının ortasında dikili duruyordu.

Mahmut hoca , Raşel ve kız arkadaşı Şa.. üçgenindeki arkadaşlık , Raşelin evinde buluşmalarla ilerlemiş ve Mahmut hocayla Şa… evlenmişti. Sonradan Eskişehire yerleşmişlerdi taki….
4-5 Yı sonra , Milliyet gazetesi ve diğer gazete sütünlarında
“3 Tem 1973 ... eskişehir,THA Eskişehir”de yeni bir «Sandık cinayeti» meydana geldi ..... 24 yaşındaki Mahmut Şimşek karısı ile aralarındaki geçimsizliğe sebep olarak Kayınpederini öl…”haber böyle devam ediyordu..Tutukalnmıştı ve sonrasında Şa.. tekrar İskenderuna yerleşmişti..

Haberleri okunana kadar, Kim bilebilirdi bizler için, böylesine hızlı, neşeli, hatıralar dolu geçen günlerin, birilerinin hayatlarında, ilerde kara lekeler oluşturacağını…
Kimbilir, kimler, şimdi nerelerdeler…

Go to the top of the page
 
+Quote Post

Fast ReplyReply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 22-09-2017 - 12:59