iskenderun forum

Hoşgeldiniz ( GİRİŞ | KAYIT OLUN )

İSKENDERUN'UN GÜNCEL FOTOĞRAFLARINI FACEBOOK SAYFAMIZDAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. https://www.facebook.com/iskenderunforum.com
  İskenderun Resimleri      İskenderun Genel& Sorunlar& Öneriler     İskenderun kültür,turizm

2 Sayfa V   1 2 >  
Reply to this topicStart new topic
> NUSAYRILER, ARAP ALEVİLERİ
Macide
mesaj 08-07-2009 - 14:40
İleti #1





Grup: üye
İleti: 129
Katılım: 25-03-2007 - 00:03
Üye No: 691
isim: Macide Kupper
meslek: bos vermis



Herkese merhaba,


Alevilik nedir ne degildir diye bakinirken, bizim üyesi oldugumuz formun ait oldugu cografyada yasayan arab alevi diye bildigimiz halkin aslinda, NUSAYRI denildigini ve öteki Alevilik ten ; gerek Anadolu Aleviligi gerekse Fas'ta bulunan Alevi hanedanligindan çok farkli oldugunu hayretle gördüm.

Asagida sizinle, bu farkliligi açiklayici bir makalenin, naçizane (Hatalari af ola) tercümesini paylasmak için yolluyorum.


Aleviler: NUSAYRI

Nusayrilik sii ligin bir koludur. Günümüzde Nusayriler Suriye halkinin % 10 olustururlar, bir kismi Lübnanda bir kismida Türkiye nin güneyinde ( Eski Iskenderun Sancagi) yasarlar. Mezhep benzerligi en çok Türkmen Anadolu Aleviligiyle olmasina ragmen çok büyük farkliliklar gösterir.


Nusayriligin kurucusu Muhammed Ibn Nusayr al-Namirî al-abdî'dir, (ölüm 884); Bu sahsin 859 yilinda zayiflayan halifelige ve sii ligin önlenemeyen çikisi sürecinde, 10. imam Ali al-Hâdî al-Nâkî nin yüryüzüne yeniden gelisini (Incarnation) bâb (intisar) olarak görür ve teyyid eder. Gelenek geregince 11. imam Al-Hasan al-Askarì (ölüm 874, hicri 260) Nebî likle payelendirir ki bu nusayriligin ögretisinin temel tasidir. En eski yazili kaynak Al- Namîriyya 'nin Ibn Nusayr Nisba sidir. 11 yy da Al- Nousayriyya tekrar el basmasi yazilidir.

10 yy da Kuzey Suriye de ki Halep bölgesinden Al-Qâsim al-Tabarânî, 1032 yilindaki savas esnasinda Laodice (Lazkiye ye) gelip yerlesir, burdaki Tanûh hanedanliginin himayesinde, yerli çok tanrili inanci olan halki Nusayrilige kazandirir. 1034 yada 1035 yilinda ölünce Lazkiye de limana yakin bir AL-Sa'râmî camiin de gömülür ve halen ziyaret olarak mezari tavaf edilir.

1188 yilinda Selehaddin Eyyubui Ceble, Sahyoun kalesi ve Lazkiye yi fethededer, ve 1220 yilina kadar Eyyubi Sultanligina bagli kalan bölgede ayni zamanda Ismaililerde yasar. Aralarinda sIkça çikan anlasmazliklara çözüm olarak Nusayriler kendilerine yakin bulduklari Sinjar bölgesinden bedevileri bölgelerine çagirirlar.

Bu zaman birimin de dört önemli asirete bölünmüslerdir ve iki de alt asiret bulunur,

Haddâdiyya, Matâwira, Mahâliba, Darâwisa ve Numaylatiyya, Bani-Alî


Akabinde Memluk sultani Kipçak Baybars yöreyi feth eder ve (Kendisi Fatimit bir ülkenin Sulatni oldugu halde*) Nusayriligin ritüellerini yasaklayip, camii yapimini emreder. Ve yerine geçen Oglu Kalawun Khan da ayni siyaseti güder. Buna ragmen bu mezhep direnmistir. Ta ki çok daha ilimli olan Osmanli dönemine degin. Her ne kadar Nusayriler yoksulluga sürüklenmis iselerde, göreceli bir dini serbestlikleri garanti altina alinmistir Osmanli döneminde. Ancak bu dönem boyunca sIk sIk Ismaili ler le çatismaya girmislerdir. 1808 yilinda Emir Mosyaf (Ismaili) iki nusayri tarafindan katledildiginde büyük olaylar gelismistir askeri harekati gerektiren.

1854 yilinda Al-Jabal Isma-il Beg Cebel bölgesine timar beyi olarak atanir. Yüklü bir vergi (Haraç) la Osmanliya bagli ama özerk olan bu bey halkin memnuyetsizligle 1858 yilinda Askeri bir (Tahir Pasa tarafindan) hareketle görevden uzaklastirilmistir. 1870 ve 1877 yillarinda iki büyük askeri müdehale olmustur asayisi saglamak maksadiyla Osmanli tarafindan. Hernekadar serbest din anlayisina ragmen Osmanlida bu halki sunni lestirmek istemistir. Bos kalsa bile Camii insaa ettirmistir bölgeye.

1. dünya savasi akabinde fransizlar bölgede bir Manda kurmuslardir.

Sunni Arab milliyetçiliginde kendilerini bulamayan Nusayriler ( hakli olarak, zira etnik olarak ta Fenisyenlere tabi olmalari daha muhtemeldir) Bu bölgede Arap larla anlasamamislardir. Su anki durum ise Suriye de devlet içinde örgütlenmis olsalar bile, Korku ve sir dolu bir atmosferde yasamaktadirlar.

Bu ileti dentali tarafından 09-07-2009 - 19:54 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
mesaj 08-07-2009 - 14:40
İleti #


Teşekkürler


Grup: Bot

Katılım: 1 Dakika önce




Go to the top of the page
 
Quote Post
Doğan Günay
mesaj 08-07-2009 - 15:31
İleti #2





Grup: üye
İleti: 159
Katılım: 12-05-2009 - 11:37
Üye No: 4,605



Hoppalaa...sizi de mi böldüler

Yıl 1993. Henüz nusayri kelimesini duymamışım.
İlimizdeki tüm alevileri de arap kökenli olarak biliyorum.Ya da tüm arap kökenlilerin de alevi olduğunu zan ediyorum.
Yanlışmış.
Bir komşumuz, "aabi ben arabım, ama sünniyim" diyene kadar.

Gelelim 2002 yılına...
Milletvekili seçimleri yapılacaktır. Bir partinin nusayri adayı evimize gelmiştir. O arada bir başka dostumuz nusayri de bağımsız olarak aday olmuştur. Bağımsız adayın seçilme şansını partili adaya soruyorum:
-Kazanma şansı var mıdır?
Kırık türkçesi ile yanıtlıyor:
-Onların oyu azdır diyor.
-Nasıl yani?!
-O haydaridir (aklımda yanlış kalabilir, kirazi de olabilir)
-O ne demek?
-Biz nusayriler iki mezhebiz, haydari ve kirazi
-Hoppalaa...sizi de mi böldüler!!!!!
Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 08-07-2009 - 19:20
İleti #3





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....





Selam Macide Hanım,
Nusayriler 12 İmamdan gelen öğretileri ve sırlarını sahiplendiklerine inanırlar. Muhammed bin Nusayr bu inancın kurucusu değildir, sadece 12 İmam öğretilerini aktaran bir aracıdır, babdır, kapısıdır.

İnançta, imam Al-Hasan al-Askarì sadece 12 imam inancı silsilesinde 11.İmamdır. Nebi olarak görülmez. Yazıda belirtildiği -gibi 11. İmamnın nebiliği üzerine inanç kurulmamıştır.

Mehdi olarak yeryüzüne yeniden gelmesi beklenen 11. İmam değidir. 12 nci İmam, Muhammed Mehdi'dir. Şia ile Nusayrilerin bu noktadaki görüşleri ortaktır.

Etnik köken ile ilgili yorum da doğruyu göstermemektedir. Esasında bu inancı etnik kökene bağlamak doğru sonuç vermeyecektir. 12 İmamların çevresi belirli etnik kökenlere göre oluşmamıştır. Arap kökenlileri de vardır, Fars kökenliler de, diğer kökenlerden de. Araplarla anlaşamamışlardır ifadesi başka etnik köken vurgusu yapmak için yazılmıştır. Yazıdaki diğer ifadelerde belirtildiği gibi doğrusu Araplarla değil, Sunni Araplarla anlaşamadıklarıdır. Etnik kökenin, çok eski tarihlerde yaşayıp günümüzde sadece arkeolojik kalıntıları olan medeniyetlere ait topluluk isimlerine bağlantısı, bölgede Arap olmadığını göstermeye çalışan Politikaların, siyasetlerin esiri olmuş tarihçilerin tutarsız söylencelerinin sonucudur.





Go to the top of the page
 
+Quote Post
Macide
mesaj 08-07-2009 - 19:33
İleti #4





Grup: üye
İleti: 129
Katılım: 25-03-2007 - 00:03
Üye No: 691
isim: Macide Kupper
meslek: bos vermis



Ali bey,

Zaten daha öncede yazmistim, bunlar bir Fransizca siteden çeviriler. Tabiiki benim çeviri hatasi yapmamda olasidir, ancak oradaki bilgilerin dogruluk derecesi tabiiki tartismalidir. Zira onlar bu tarihi yazarken kendi pencerelerinden bakiyorlar. Bu baglamda, yapilan hatalar benim tarafimdan istenç disi olmustur.

Selamlar,

macide
Go to the top of the page
 
+Quote Post
cancan97
mesaj 08-07-2009 - 19:40
İleti #5





Grup: aktif üye
İleti: 156
Katılım: 18-06-2008 - 11:02
Üye No: 3,371
isim: cancan97







Hatay, coğrafi olarak Asya, Afrika ve Avrupa kıtaları arasında bir köprü konumunda ve insanın atalarının göç yolları üzerinde yer alan önemli merkezlerden biridir. Antik çağlarda yaşamış olan Huriler, Hititler, Aramiler, Fenikeliler gibi tarihe damgasını vurmuş kültürler Hatay’da yaşamıştır. Ayrıca, Hatay, batı kültürlerinden Helenistik dönemin Grek ve Roma kültürlerinin de etkisinde kalmıştır. Bugünde farklı kültürlerden insanların bir arada barış içinde yaşadığı Hatay, büyük bir kültürel zenginlik sergilemektedir. Nusayriler Hatay ve çevresi olan Çukurova yörelerinde yaşayan, Alevi ve Batıni öğretilere dayalı başlı başına bir inançtır. Her dinde ve inançta olduğu gibi geçmişteki inanç biçimlerinin silik izlerinin bugüne taşınmasının yanı sıra, hz. Ali ve ehlibeytin kutsallaştırılması, Hızır inancının ve türbe inancının güçlülüğü ile tenasüh bu inanç sisteminin en belirgin özelliklerindendir..


NUSAYRİ İSMİ NERDEN GELİYOR

Nusayri ismi ile ilgili olarak doğu bilimcisi Fransız Massignon temelde beş kaynak öne sürer.
1) Massignon diyor ki:’ kimileri, Nusayri adı, tahkir amacıyla Nasrani adının küçültme kalıbı olabilir:’ (Nasrani Hıristiyan demektir. Sünniler Alevileri Hıristiyan yada Yahudi olmakla suçlarlardı.)
yanlış. Nasrani kelimesinin Arapça’ya göre küçültme kalıbı olsaydı(Nusayrani) olması gerekirdi. (Mahmut Reyhani gölgesiz ışıklarII sayfa 21 )
2) Kufe deki Nasuraya köyü
3) Nazerini kelimesinin bozması olabilir. (bu sözcük Latince’dir ve haçlılar tarafından oradaki dağa bu isim verildi. Aynı zamanda Suriye’de küçük bir eyaletin ismidir.)
4) Uydurma Şii şehitlerinden biri olan Nuşayr isminden geliyor olabilir.
5) bu iddiaların en sağlamı, Muhammed bin Nusayr adındaki birinin adıyla ilgili olmasıdır.
Massignon böyle diyor. Bu arada, kimi ılımlı ve dost kılığına girmek isteyen bazı yazarlar, Muhammed bin Nusayr kötü bir isim kazanmış diye Alevilere(Nusayriler) acıyarak, ona intisap etmesini uygunsuz sayıyor ve ismin başka kaynaktan geldiğini iddia ediyorlar. Kimileri ‘ aleviler 5-6 ve 7. yy Sünni iktidarın zulüm ve baskısından kaçarak Nusre denilen dağa tırmanıp yerleştiler, daha sonra dağın adını alıp, Nusayri adıyla tanınmaya başladılar’ diyor. Buda yanlış. Zira Nusre ile bağlantılı olsaydı, yine Arapça’nın kurallarına göre nusrevi olması gerekirdi. (Reyhani II 22)

Doğrusu; Nusayri adının ancak Muhammed bin Nusayr yandaşlarına, onun ilim ve içtihadını taklit edenlere verilen bir isimdir. Bu şahsa iftira atıldığı için Nusayri’ler bu şahsı terk edecek, ondan teberri edecek değiller.

ETNİK KÖKEN

Nusayrilerin etnik kökeni üzerinde duranların başında Tankut gelir. Tankut(1938) eski Türk topluluklarının inançlarından iz taşıdıklarından hareketle Nusayri’lerin Türk olduklarını iddia eder. Bu görüşü Önder de destekler. Önder, yerli ve yabancı antropologların Nusayri’lerden elde ettikleri kafa endisi, dil ve kültürel özelliklerine dayanarak, bu gurubun Türk olduğunu savunur.
Andrews(1992: 214-218), arıngberg-laonatza(1999: 199) ve olsson(1999) Nusayri’lerin Arap etnik kökene sahip olduklarını savunmaktadırlar. Nusayri’lerin büyük çoğunluğu da (% 99.5) kendilerini Arap alevisi olarak tanımlarlar. {güler(1994), sönmez(1994), Rande(1994), Reyhani(1995)} (Hüseyin Türk’ün Hatay’da yaptığı alan çalışmasında Nusayrilere ‘kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz?’ sorusuna verilen cevaplarla yapılan ankette bu sonuç çıkmış
TARİHİ KÖKEN

Nusayriler zahiri olarak kendilerini; Müslümanlığın ikiye bölündüğü gadir humm ve kerbela olayını çok önemli sayarak, tarihi kökenlerini buraya dayandırırlar. Ancak Batıni olarak Aleviliği, dünyanın yaratılışına kadar dayandırırlar. Batıni yön inanç sisteminde incelenecektir. Zahiri olarak hz Muhammed’in 23 yıl boyunca Ali’yi ve onun yüceliğini anlattığını ve veda haccı dönüşü gadir humm denen yerde Ali’yi insanlara Mevla olarak bıraktığı iddiasına dayanarak Aleviliği Ali’nin sırrına erenler olarak tanımlarlar ve bu günü en büyük bayram olarak kutlarlar. Peygamberden sonra Alinin ve ehlibeytin yolunu takip eden, 12 imam ardından giden bu cemaat için Muhammed bin Nusayr dönüm noktası olmuştur.

MUHAMMED BİN NUSAYR

873 yılında vefat eden bu zat, ehlibeytin 11. imamı Hasan Askerinin adamı ve hemen hemen meclisinden eksik olmayan sadık bir müridiydi.(Reyhani II 22) Hasan Askerinin meclisinden olan Şiilerin kıskanmaları sonucu ilk Şiilerin iftiralarına uğradı. Muhammed bin Nusayr’dan 40 yıl sonra, Şii alimlerinden Nobahtı, bu büyük zata ağza alınmayacak kötü töhmetler yöneltti. Ondan sonra hangi Şii yazar Nusayrilerden söz erse, aynı töhmetleri yuvarlayıp atıyordu Şiilerin bu yaman buluşu Sünniler için etkili bir silah oldu. Kimi Sünni alimler Nusayriliği, tüm Şiilerin bir ayıbı olarak yüzlerine vuruyordu. Bu durum onlara o kadar ağır gelmiş ki Nusayri’leri kötülemekte Sünniler kadar karşı durum aldılar. (Reyhani II 22-26)

MUHAMMED BİN NUSAYR DAN SONRA ALEVİLER

873 yılında vefat eden bu zat(Muhammed bin Nusayr) aslında bir mezhep kurucusu değildi. O imam Hasan Askeri’nin talebesiydi. Ondan sonra kendisi, ehlibeytin adap ve kültürüne göre talebeler yetiştirdi.(Reyhani II 28)
Bu talebelerin sayısının çok fazla olduğu bilinir ama 51 tanesi çok özeldi. 17 tanesi ıraklı, 17 tanesi Suriyeli ve 17 tanesi ise diğer yerlerdendi. Nusayrilik bu 51 müridin Nusayriliği yaymasıyla yaygınlaşır. İçlerinde büyük hükümdarlar da vardı. Bunlardan hamdani devletinin hükümdarları seyfüddevle( bu lakap kendisine yiğitliğinden dolayı Abbasiler tarafından verilmiştir. Devletin kılıcı anlamına gelir.), Rüknüddevle, ebu Firas Hamdani vb)

HÜSEYİN BİN HAMDAN EL HASİYBİ

Mısırlı olan Muhammed bin Nusayr’ın talebelerinin talebesi olan bu şahıs mezhebinde asıl kurucusu ve geliştiricisidir. Hasiybi Aleviliğin gelişmesini genellikle Suriye ve ırakta sağladı. Alevi cemaatinin lideri olarak daha sonra Bağdat’a geçti. Oradan Halep’e geçti. Yaşamının son bölümlerini Halep’te geçirdi. Vefatı hicri 346-358 arasında olması gerek. Rastbaş ve el hidayetül kübra kitapları ünlüdür. Bundan başka esmaül eimme, el-maide ve el-ihvan kitaplarını yazmıştır. (Reyhani II 44)

HASİYBİDEN SONRA ALEVİLER

Hasiybi'den sonra; Seyyid Muhammed b. Ali el-Cilli, Hasiybi halifesi olarak yürüttüğü (Halep), diğeri de Seyyid Ali el-Cisri'nin yürüttüğü (Basra) olmak üzere iki merkez oluştu. Hasiybi’den sonra ebul-Hüseyin Muhammed bin Ali el-Cilli Nusayrilerin en büyük dini lideri sayılır. Cilli’nin talebesi olan Surur bin Kesir Et-tabarani Alevilerin başına geçti. (Reyhani II 46) Seyyid el-Cilli'den sonra, Halep'te ki merkez Lazkiye'ye taşındı ve başkanlığını halife Ebu Said el-Meymün Sürür b. Kasım Et-Tabarani yapıyordu.(et-Tavil)
Hasiybi’nin fıkıh ve felsefe metodunu izleyerek yaşama ve genişletme görevini üstlendi.
969 yılında Taberiye kasabasında doğan bu zat( el-Meymün Sürür b. Kasım Et-Tabarani) şeyhi olan Cilli’nin de bulunduğu ve alevi merkezi sayılan Halep’e geçti. (Reyhani II 46)
Bu dönemde Alevilerin hicreti iki yöne doğru oldu. Bir kısmı Halep’e ve bir kısmı da Lazkiye yöresine geçti. Alevilerin tarihinde iki karanlık dönemden söz edilir. İlki haçlı seferleri idi. Diğeri ise Halep’e hicret eden Alevilerin büyük sonu olan Halep katliamıdır. Çaldıran savaşı dönüşünde Halep’e gelen yavuz selim’in 70000 aleviyi öldürdüğü Nusayriler arasında hep söylenegelen bir şeydir. Kurtulanlarda Lazkiye oradan da Antakya İskenderun ve daha yukarısına çıkmıştır. (Reyhani II)
Haçlılar, ölen Hıristiyanların öcünü Aleviler'den alıyorlardı. Diyarbakır, Malatya, Tarsus, Adana, Antakya, Lazkiye Alevileri ortadan silindiler. Buna bir de Hama-Humus-Lazkiye-Antakya bölgesindeki deprem eklenince, Aleviler acınacak hale düştüler, siyasi-dini örgütleri çözüldü. Bu arada Türkler geldi. Nusayri dağlarında çarpışma, ölüm, katliam eksik olmadı. Ardından Moğol saldırısı, çok yaman oldu, bir sel gibi önünde ne varsa sildi, süpürdü. Abbasi Selçuklu, Arap, Osmanlı şehirleri, hükümdarlıkları bir bir çöküyordu. Timurlenk (1336-1405), inanç bakımından katkısız bir Aleviydi . Şam'ı fethettiği zaman, kendisinden ehlibeytin öcünü alması istenmişti. Timur; yağma ve katliama izin verdi. İnsan kafalarından bir tepe oluştu. (et-Tavil)
M.G. et al-Tavil, konumuza özel yazmış olduğu Tarihül Aleviyyin (1924) adlı kitabında şöyle demektedir: Baalbek ve Humus tarafları, İslam Devleti tarafından fethedilmek için yardım zorunlu oldu. Irak ve Mısır'dan gelen kuvvetlere. Bir de Medine'den Gadir Hum biatına katılan 450 mücahit katıldı. Bu küçük gruba Nusayra (yardımcık) denildi. Cihat kuralına göre; fethedilen yerler, fetheden orduya verilirdi. Nasyr grubunun bulunduğu dağlık arazi, bunlara verilerek, buraya Nusayra dağları denildi. Daha sonra Lübnan dağı-Antakya hattındaki bütün dağlara Nusayra dağları, burada yaşayanlara da Nusayri denildi. Medine'deki Ensarlardan oluşan bu Ensari mücahit grubu, Arapların Kahtan soyundandırlar. Bunlar; halen burada yaşayan Nusayrilerin atalarıdır diyebiliriz.

Halep'te yaşayan Aleviler, ya öldürüldü veya kaçıp kurtuldu. Canlarını kurtarmak için kaçabilenler genellikle Akdeniz kıyılarına doğru kaçıp, Lazkiye'den Mersin'e kadar uzanan deniz kıyılarını işgal ettiler. O zamanlarda da bu bölgeler, ormanla kaplı idi. Ormanları kesip, tarım alanı haline getirdiler. Bu yüzden salt tarım işleriyle meşgul oldukları için kendilerine (Fellah) ismi takıldı. Zira, Arapça olan fellah kelimesi çiftçi anlamındadır.


İHTİDAYA ZORLAMA
II. Abdülhamit zamanı, dünya siyaseti açısından karışık bir dönemdir. İmparatorluk zayıflamıştır. Avrupa Devletleri, Osmanlı topraklarını işgal etmekte, karışıklıklar çıkarmaktadır. Toplumsal bütünlüğü korumak amacıyla, Yezidi, Dürzi, Nusayrilere karşı Sünnileştirme politikası güdülmüştür. Yezidi ve Dürziler'den; cizye alınmamış, askere alınmış, millet statüsü verilmemiştir. Sünni islama geçtikleri zaman ihtida ettikleri kaydedilmiştir. Nusayriler'de aynı işleme tabi olmuş, ancak Sünnileşince tashih-i İman ettikleri bildirilmiştir. Lazkiye mutasarrıfı (1890), İstanbul'a gönderdiği yazıda; Sahyun bölgesi Nusayrilerinin Sünni-Hanefi mezhebe geçtikleri bildirilmiş ve eğitimleri için okul-cami yapımı istenmiştir. Böylece, bölgede yaygın Cami inşa ederek bir ihtida amaçlanmıştır.
Nusayriler bu baskı dönemini takiyye ile atlatmışlardır. lazkiye mutasasarrıfının belirttiği gibi sünni hanefiliğe geçmemişlerdir. müslüman olduklarını padişaha bildirmiş ve padişahın cami yapılmasını kabul etmişlerdir. ancak camilere gitmemişlerdir.


Tekfir Fetvaları
İbni Teymiyye'nin, Nusayriler hakkındaki tekfir fetvası, Nusayriyye Risalesi, Memluk Sultanı Klavun'un Nusayrileri toplu ihtida ya zorladığı döneme aittir. Fermanının imdadına fetva yetişmektedir.
M. Maoz, Osmanlı'nın Suriye-Lübnan yönetim siyasetini şöyle anlatmaktadır: Doğrusu, Suriye'nin 400 yıllık idarecileri Osmanlı Türkleri, genel olarak Alevilere dini nedenlerden ötürü zulmetmediler. Fakat zaman zaman, özellikle de 19. yy.da Osmanlı paşaları, Alevilerin özerklik merkezlerini dağıtıp merkezi idarenin otoritesini kabul ettirmek için Ansariyye bölgesine askeri seferler düzenlemişlerdi. Aralıklı olarak onlarca yıl süren uzun bir dizi silahlı çatışmalardan sonra Osmanlılar; - idamlar, tutuklamalar, sınır dışı etme, silahsızlandırma, hatta askere çağırma ve vergilendirme gibi yollarla - Alevilerin askeri ve siyasi güçlerini oldukça zayıflattılar ve asırlar boyunca ilk defa olarak hükümetin otoritesine boyun eğdirdiler .

Nusayrilerin tarih boyunca acı katliam ve iftira çektikleri tarihi bir gerçektir. Ama bu topLum için en acısı iftiralar olmuştur.
İşte bir tane örnek:
Nusayriliğin kurucusu İbn Nusayr, Şiî-İmamiyyenin onuncu imamı Ali en-Nakî'nin hayatında onun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu iddia ediyor; onun hakkında aşırı görüşler ileri sürerek tenasuhtan söz ediyordu. Onun ilahlığını söylüyor ve haramları helal kılıyordu. Bir rivayete göre de, İbn Nusayr, İmamiyye'nin on birinci imamı Hasan el-Askeri'nin (260-873) "bab"ı olduğunu ileri sürmüş ve onun vefatıyla da oğlu Muhammed b. el-Hasan'ın mehdiliğini kabul etmiştir (E.Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, s. 143, en-Nevbahtî, Fırakuş-Şî'a, nşr. M.Sadık, Necef 1936, s. 193).
Bu satırları yazan kişi Abdurrahim Güzeldir. Önceki kişilerin iftiralarını yuvarlayıp atmış. Muhammed bin Nusayr hiçbir zaman için peygamberlik iddia etmemiştir. Nusayri inancında da böyle bir şey yoktur. 10. imamın ilahlığı gibi bir iddia Nusayrilikte yoktur ve Muhammed bin Nusayr da böyle bir iddia da bulunmamıştır. Haramları helal kılma iftirası insan onuruna yakışmayacak bir iddia. Amaç cinsel sapıklığı öne çıkarmak. Yani Nusayrilerin cinsel sapıklık yaptıklarını iddia etmek. Çağımızın objektif yazarlarından Ömer Uluçay’ın konuya ilişkin yazısı:

883 senesinde vefat eden Muhammed İbn Nusayr, onikinci imamın naibi olduğunu iddia etmemiş ve Ehli-Beyt imamlarının mezhebine tabi olan bir Alevi idi ve onların dininden başka bir din seçmemiştir.
Muhammed İbn Nusayr, hiçbir zaman peygamberliği iddia etmemiş, her şeyi mübah saymamış ve Ehli-Beyt imamları hakkında aşırı inançlar gütmemiştir. Yaşadığı hayatın sonuna kadar Ehli-Beytin on iki imamına, büyük bir sadakatla bağlı kaldığını ispatlamıştır. (Ömer Uluçay)

sayın Abdurrahim Güzel'in yazdıklarına devam edelim:

Haçlı seferleri esnasında Haçlı ordularına yardım etmiş ve Müslümanların aleyhinde Hıristiyanlara destek olmuşlardı. Bundan dolayı Selahaddin Eyyubî tarafından cezalandırılmışlardır. Aynı şekilde Memluklular aleyhinde Moğollara yardım ettikleri için Memluklu Sultanı Baybars'tan da baskı görmüşlerdi

Bu Abdurrahim Güzel denen şahıs varolan iftiralar yetmiyormuş gibi yeni iftiralar ekliyor. Nusayrilerin ezildiklerini inkar edemiyor olacak ki ezilişlerine gerekçe uyduruyor. Bu küstah adam bilmiyor ki Nusayrilerin en kötü iki dönemlerinden biri haçlı seferleri olmuştur. Bu küstah adam iftiracının kuranda lanetlendiğini bilmiyor mu? Biliyor ama mezhep hastalığı ona iftirayı hoş gösteriyor. Nusayriler bu kadar acıyı ve iftirayı hak edecek ne yaptılar?

Fatimilerin anormal halifesi El-Hakim Biemrillah, hilafetten ziyade Ehli-Beyt imamlığını istiyordu. Buna karşı çıkan ve halis Alevi olan Hamdaniler, Oniki İmamdan sonra başka bir imam kabul etmeyeceklerini ilan ettiler. Hamdanilerin aldıkları bu karara öfkelenen Fatimilerin halifesi, Hamdanilere kin beslemiş ve devlet adamları ile, başta Hamdaniler olmak üzere, bütün Alevileri kötülemeye başlamışlardır. İşte bu sebeple, halifenin veziri Hamza İbn Ali, yazacağını yazmış ve halifenin takdirini kazanmıştı. Hamza İbn Ali, Vilayeti Beyrut adlı kitabın yazarı tarafından yalanlanmış ve Alevilere attığı iftiralarla, büyük bir müfteri olduğuna dair parmakla gösterilmiştir (1916). (Ömer Uluçay)


Suriye'de Nusayrilik Aleyhinde Propaganda
Bölge, aşiret, din ve mezhep farklılaşmasına dayalı bir siyasi rekabet, Suriye örneğinde belirgindir. Siyasal amaçlara varmak için, din duygularının nasıl kullanıldığına ve toplumları ayrıştırdığına bir örnektir. Müslüman farklı grupların, siyasi mücadelede, din faktörünü kullanmaları nedeniyle, yazılmış kitapların değerlendirilmesinde bu hususu unutmamak gerekir. Yani dini dergilerde, dini terminoloji ile, masumane dini değerlendirme gibi takdim olunan konuda, siyasal arka planı bilmek gerekir.
Nikolaos Van Dam, bu konuda yazdığı eserde, politik din mücadelesinin örneklerini, boyutlarını (Suriye örnek) bildirmektedir:
* Suriye-Irak uzlaşmasının ardından ... sorumluların kökten dinci Sünni Müslüman muhalif gruplar olduğu anlaşıldı. Bu gruplar İslam karşıtı ve imansız olarak gördükleri Alevi mezhebine... karşı kin duyuyordu.
* Suriye Müslüman Kardeşler Örgütünden farklı olan ve kendilerine Mücahidin (Mücahitler) adını veren bir grup Cihad [Kutsal Savaş] ilan ettiğini bildirerek; el-Nadhin adlı yayın organındaki makalelerde, Aleviler hakkındaki düşüncelerini net olarak açıklamışlardır: Onlardan 'Nusayri (Alevi) düşman' ve 'islamın dışındaki kâfir Nusayriler' olarak söz ettiler. Rejime karşı yürüttükleri mücadelelerin baskı altında tutulan (Sünni) Müslüman çoğunluk ile kâfir Nusayri azınlık arasındaki savaş şeklinde tanımladılar.
* Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad, devlet rejiminin din ile siyaseti ayıran kesin çizgisine (seküler) rağmen, bu dönemde (1980) bazen konuşmalarında Allahu ekber diyerek başlardı, arada Ayetler okudu, açıkça Müslüman olduğunu bildirdi. Şam'da Emeviyye camisinde namaz kıldı.
Ne var ki, Hafız Esad vefat edince (10 Mayıs 2000), İslam dinine uygun bir cenaze namazı-töreni ile defnedilmiş ve olay TV ile naklen yayınlanmış, ülkemizde de izlenmiştir.
• Mezhep çatışması, siyasi propagandaya mesnet olunca tüm toplumsal katmanlar bundan etkilenmektedir. Nusayri karşıtı yayınların sayısı artmaktadır. Buna karşın Alevilerde savunma-açıklama amaçlı yayınlar yapmaktadırlar. Bunlar arasında Lazkiyeli avukat Haşim Osman ve Şeyh Abdurrahman el-Hayyir'in kitapları önem arzetmektedir.

Nusayriler için yavuz katliamından sonra yukarı göç başladı. Önce Lazkiye ve ardından Hatay ve Çukurova bölgesi yerleşim yerleri oldu.
şuana kadar ki kısımları biraz araştırma yapan herkes, doğrularıyla ve yalnışlarıyla ve de araya girmiş iftiralarıyla bilebilir. ancak şimdi ki kısım inanç sistemleri. ayrıca nusatrilerin ailevi, toplumsal, siyasi vbyanları ortaya konmaya çalışılacaktır. bu kısımları kitaplarda doğru olarak bulmak çok zordur.

İnanç sistemleri
Zahir ve batın
Bu inanç sisteminde insanları birbirine bağlayan tek güç sevgidir. Bu sevgi Ali’den kaynaklanır. Ali tanrısal bir varlıktır. Adem’den beri bütün peygamberlerle görünen kişilik kazandıran Ali’dir. Nusayrilikte her şey zahir ve batın üzerine kuruludur. Her şeyin bir zahiri ve bir batını vardır.
Zahir; dış yüz, görünen demektir. Aynı zamanda Allah’ın 99 isminden biridir. Dini literatürde Allah’ın görünen bütün ilimlere sahip olması anlamında kullanılır.
Batın ise; iç, öz anlamındadır. Yine Allah’ın 99 adından biridir. Dini literatürde Allah’ın bilinmeyen bütün ilimlere de sahip olduğu anlamında kullanılır.
İşte Nusayriler her şeyi zahir ve batına dayandırırlar. Her şeyin bir zahiri ve bir batını anlamı vardır derler. Ali için zahirde vasi ve imamdır, batında ise Allah’ın iradesinin tecellisidir derler. Mekanı da zahir ve batınla açıklarlar. Yaşadığımız evreni zahiri alem olarak nitelerler. Bu evrenin dışında Batıni bir alemin olduğuna inanırlar. bu inanç ile Eflatunun idealar inancı arasında müthiş bir benzerlik bulunur. Zahiri ve Batıni evren eflatunun idealar dünyasını çağrıştırıyor. İlerde eflatunun Nusayriler için önemi görülecek. Dinlerinde bir zahir ve bir batın yönleri olduğunu söylerler. Önemli olan Batıni manayı anlamaktır. 6. imam Cafer Es-Sadık'ın 'batıni ilmi müstahakına verin' sözüne dayanarak batıni mana herkese verilmez. Buda sırrı getirmiştir. Bu sırlar kademe kademe verilmektedir. Bütün erkek çocuklara verilen on altı tane sure vardır. (kız çocuklarına verilmemesi ilerde ele alınacak.) bu on altı tane sureden oluşan bilgilere Kitab-el mecmu denir. herkesin bu eğitim dönemi bektaşilikte ki mürşide mürid olma olayı ile benzeşir. nitekim Yunus Emre'de Taptuk Emre'nin yanında kırk yıl çile çekti. Sırların daha ötesi ilerde şeyhlik yapacak olan kişilere eğitim süreci sonunda ağır ağır verilir. Ama yine hepsi değil. Çok önemli bilgiler önemli şeyhlerde sır olarak kalır. Yeterli sayıda güven duyulan ve şeyh olacak kişilere ağır ağır verilir ve bu bilgiler bu şekilde gelecek nesillere aktarılır. Kurana ve diğer kitaplara bu gözle bakarlar. Her ayetin zahiri ve Batıni anlamlar içerdiğini söylerler.
Nusayrilikte takiyye vardır. Sırrı takiyye tamamlar. Bu; kapalı, içe dönük, Batıni, sırları olan ve ezilen bir gurubun yapması gereken bir şeydir. Can güvenliğinin yanı sıra sırrın saklanması çok önemli olduğundan takiyye ile sır örtülür. bu durum eleştirilebilir. korkanlıkla itham edilebilir. ama durum böyle değildir. iki önemli gerekçenin ilki ve en önemlisi bu bilgilerin dışarıya verilmemesi gerekliliğidir. batıni her mezhepte bu görülür. ezoterizm bugün batıni mezhepleri incelerken buna özellikle dikkat çeker. ikinci gerekçe ise bu topluluğun can güvenliğinin olmamasıdır. Nusayriler için ünlü sünni alim İbni Teymiyye nin çıkarmış olduğu fetve gerçekten büyük etkide bulunmuştur. kısacası Nusayrilerde sır saklamak önemlidir ve gereklidir.
Pir Sultanın şu dizeleri açıklayıcı olabilir:

Pir Sultanım bu bir sırdır.
Sırrını saklayan erdir.
Ay da sırdır, gün de sırdır
Gün Muhammet ay Ali’dir.

PİR SULTAN ABDAL

Nur
Nusayrilik, nur'a dayanır. İslam anlayışında, mitolojisinde nur önemli bir yere sahiptir. Allah'ın isimlerinden birisi nur , nur ul nur , Nur alanur dur. Bunun yanında bütün ruhların Muhammedin Nurun'dan yaratıldığı inancı vardır. Muhammed Ali'nin nurundan, Selman Muhammed'in nurundan, beş yetim(ilerde açıklanacak) Selmanın nurundan, diğerleri beş yetimin nurundan, ... vb yaratılmıştır. ilk nur Ali'nin nurudur. geri kalanlar ise Muhammed'in nurundan yaratılınca kainat Muhammed'in nurundan yaratılmış oluyor. Muhammed'te Ali'nin nurundan yaratılmış olduğu için bütn yaratılanlar Allah'ın nurundan yaratılmış olur. Hal böyle olunca, Nusayrilik'e göre insan, Allah'a halife olunca, adem önemli bir konuma gelir. Melekler aracılığıyla veya doğrudan Allah'la söyleşir, görevlenir. Böyle özel nurani ruh ile bezenmiş insan, Vahy ile konuşur, kutsal kitabı tebliğ eder. Böyle bir beşer, zahiri olarak insandır. Konuşan yaşayan ve sonunda vefat edendir. Ancak bu insan, batıni olarak bir başka, özel ve nadir, seçkin bir insandır. Hz. Adem'in alnındaki nur, devam ederek Abdulmuttalib'e geldi, buradan ikiye ayrıldı. Bir parçası Hz. Muhammed'de, diğer parçası Hz. Ali'de belirdi. Hz. Ali'nin Hz. Fatıma ile evlenmesiyle nur'un iki parçası Ehl-i Beyt'te birleşti denilmektedir. Peygamberin şu sözü kanıt olarak gösterilir; ‘şanı yüce Allah’a yemin olsun ki ben ve Ali dünya yaratılmadan on dört bin sene evvel bir nurduk. Ve dünyanın yaratılışını beraber izledik. O nur ademe sulb etti. Ademden Abdulmuttalib’e kadar geldi. O zaman ikiye ayrıldı. Bir kısmı babam Abdullah yoluyla bana ve bir kısmı da Ebu Talib yoluyla Ali’ye geçti.’
Ayn-Mim-Sin
Nusayrilik, bu mana-isim-bap konusuna inancın açıklanmasında, kavranmasında temel bir ilke olarak kabul etmektedir. Hatta bunu vurgulamak için özel anlamda; Ayn, Mim, Sin (AMS) demektedir. Ayn, göz demektir. Allah'ın tecellisini görmek, anlamak demektir. Ayn; yücedir, esastır, ala'dır, Ali'dir. Bu mana dır. Mim, Hz. Muhammed'dir. islamın, Kur'an'ın sözüyle, özüyle, evreni, insanı kavrayıp yorumlamaktadır. İlk yaratılan nur, Muhammed'in olduğuna göre, Adem ve sonrasındaki vekiller, hep İslamı tebliği ettiler. Öyle ise insanlığın din serüveninin adı, özü, ismi Hz. Muhammed'dir. Yani isim olandır. sin, Selman'dır. Yüce olanın, âlâ olan'ın babıdır. Mecusiliği, Yahudilik ve Hıristiyanlığı bilen, tahsil edip yaşayan ve ille de Hz. Muhammed deyip, yollara düşen, esir edilip satılan ve Medine'de Hz. Muhammed'e katılıp onun sahabesi olan, Hz. Selman-ı Farisi'dir. Bilgindir, alimdir, öğretmen ve rehberdir, örnektir ve Selman-ı Pak'tır.

Şöyle özetlenirse;
ayn(mana)(Ali)- mim(isim)(Muhammed)- sin(bab)(Selman)
Mana, anlam demektir. Anlaşılması gereken demektir. Bilinmesi gereken hazine demektir. Erişilmesi gereken gizli ilim demektir. Hal böyle olunca insanlığın amacı manayı anlamak olur. Samit(susan) olandır. Ayn yani Ali olandır. Bilinmesi gereken gizli Ali’dir.
İsim, dile getirendir. Manayı anlatandır. Manayı dile getirendir. Mananın sırlarını öğretendir. Natık(konuşan) olandır. Samit olanı Natık dile getirir. Hal böyle olunca mim olan hz Muhammed bilinmesi gerekeni bildiren olur.
Bab, kapı demektir. İsim olanın dile getirdiği gizli ilim manaya açılan kapıdır. Sin budur işte. Selman-ı farisidir. Nusayriler ona seyidi Selman derler. Seyit üstün önder, büyük olan anlamına gelir. Aynı zamanda peygamber soyunu temsil eder seyyid sözü. Peygamberin Selman hakkında ‘o bizim ehlibeyttendir’ sözüne dayanarak.
Nusayrilikte; her İmam'ın bir Bâbı vardır. Buna göre, 11. İmam Hasal el-Askeri'nin Bâb'ı Ebu Şayb Muhammed b. Nusayr el-Basri'nin en-Nümeyri'dir. 12. İmam Muhammed el-Mehdi'nin özel bir Bâb'ı olmadan gıyaba karıştı. Seyyid Ebu Şuayb Muhammed, Samarra'ya yerleşti ve görevini sürdürdü. Yerine Muhammed b. Cündüp, yerine Muhammed el-Cennân el-Cünbülâni geçti. Adıyla Cünbülâni tarikatı kuruldu. Mısır'a giderek Seyid Hüseyin b. Hamdan el-Hasiybiyi tarikatına aldı. Hasiybi, Nusayriliğin ikinci Pir'idir. Halep'te gömülüdür, türbesi Şeyh Yaprak adıyla ziyaret yeridir.
On iki İmam ve Bâb'ları
İmam.....................................Bâb
1. Hz. Ali (Ö. 661).......................Selman
2. Hz. Hasan (Ö. 670)............Kays bin Varaka
3. Hz. Hüseyin (Ö. 680)............Reşid el-Hicri
4. Hz. Ali Zeynelabidin (Ö. 713)...Kenger
5. Hz. M. Bakır (Ö. 733).............Yahya bin Muammer
6. Hz. C. Sadık (Ö. 765).............Cebir bin Yezid
7. Hz. Musa Kâzım (Ö. 799)...........El-Kahilî
8. Hz. Ali Rıza (Ö. 818)...............Fadl bin Ömer
9. Hz. M. Cevad (Ö. 835)............M. bin Mufaddal
10. Hz. Ali el-Hadi (Ö. 868).............El-Kâatibi
11. Hz. Hasan el-Askeri (Ö. 869)..İbni Nusayr

Go to the top of the page
 
+Quote Post
cancan97
mesaj 08-07-2009 - 19:45
İleti #6





Grup: aktif üye
İleti: 156
Katılım: 18-06-2008 - 11:02
Üye No: 3,371
isim: cancan97



Nusayrilikte Hz. Ali
Nusayriler için doğal olarak hz Ali çok önelidir. inanç temelleri onun üzerine kuruludur. hz Ali yi anlatmadan önce affınıza sığınarak Mevlananın hz Ali ile ilgili kasidesini suacağım. Nusayriler, diğer anadolu alevileriyle tarihsel bir bağları bulunmadığı için inanç sistemleri anadolu Alevilerinin ozanları üzerinde değildir. ama bunun nedeni bu şahısların bazıları hariç onları tanımıyor olmalarıdır. ama ozanların deyişleri Nusayriliğin inanç sistemini anlatır şekilde olduğu gibi nusayrilerin diğer Anadolu Alevileriyle tarihsel olmasada inançsal bağları olduğunu gösteriyor. yeri gelince anlatacağım ama şimdiden söylemem gerek ki çok büyük benzerlikler var.
Na'ti Ali

O açıklayıcı imam, o Tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir. Yerde, gökte, mekânda, zamanda Hakla duran o imamın zati, iç ve dış temizliğiyle Vasıflanmak vaciptir. Çünkü küfürden, ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir...
Onun konağı birlik âlemidir. Dünyevi ve beşeri sıfatlardan dışarıdır. O, insanın hakikati ve canı gibiydi. Her şey fanidir, fakat can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın zati gibi o bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. Hakkın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrının yapışmış O olmuştur. Hani duyduğun lâhûtun o gizli hazinesi yok mu; işte O odur. Çünkü o, haktan hakla görünmüştür. O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. işte o ilimden maksût, yüce Ali'dir. Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, herşeyin bilginidir. ibtidasız evvel o idi, sonsuz ahirde odur. Peygamberlere yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikatten odur. Yüzünün nurlu pırıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O, hak iledir; hak ondan görünür. Hakka ki, o hak ile ebedidir. Âdem'in toprağı onun nurundan idi. O sebeple meleklerin tacı oldu; Allah'ın isimlerini ondan belirledi. O temiz ve yüce imamın ilmi sayesinde, Âdem her şeyi anladı. O nur tek olan yaradanın nuru olduğu içindir ki, melekût onun huzurunda secde ettiler. Evet, muhakkak ki, Âdem, o imamın nuru ile bütün ilahi isimleri bildi... Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. Nuh, kendinde yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehir de gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu. Halil Peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu Nemrut’un ateşi, o Allah'ın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail’e kurban etti. Yûsuf, kuyuda onu andı da o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup onun önünde bir çok inledi de Yûsuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı. İmran'ın oğlu Mûsa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: Yarabbi! Bana bu lütuftan bir âlâmet ver Hak ona iste sana Yed-i Beyza (Nurlu el)'i verdim;dedi. Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadas oldu da Isa vücuda geldi... O seriatte ilim sehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın beyidir. İki cihanın sultani Muhammet, hakka yakınlık gecesinde, Allah'a kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde Ali'den başkası bulunmaz. Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler söylerler, susarlar. O susmaz söyler. Ebedi ilim, onun göğsünde parlayıp görüldü. Vahyolunanların sırlarını,
o hakikat olarak bildi ve bildirdi. Ümmetine haykırdı:
-- Allah yolunda Ali, sizin kılavuzunuzdur.
Allah'a içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o şahtır, doğru yolu gösterendir, efendidir...
O bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa:
-- Benimle açıkça beraber bulundu dedi.
Dinde evvel, ahir o idi. Allah ile içli dışlı idi... İste bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrenesin de yüksek velayete eresin. Sence apaçık bilinsin ki, hakkiyle yüce olan odur.

Ey efendi! Benimle boşuna kavga etme bu böyledir. Hakikat
budur ki, hepimiz zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız,
deniz odur.

Cihan var oldukça Ali var olur
Cihan var olurken de Ali vardı.
Cihanın temeli suret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer resmedilinceye, zaman husule gelinceye kadar var olan Ali'idi. Veli, vasiy olan şah Ali, cömertliğin, keremin, bağışın Sultani Ali idi. Ali'den ötürü melekler Ademe secde ettiler. Adem bir kıble gibi idi, secde olunan Ali idi., Adem de, Sit de, Eyyub de, İdris de, Yusuf da, Yunus da, Hud da, Musa da, Isa da, İlyas da, Salih peygamber de, Davud da Ali idi. Nefsin tamamından ötürü cihan sofrası üzerinde elini bulaştırmayan kahraman aslan Ali idi. Kur'an'ın yer yer, ayetlerinde Tanrı’nın ismetini vasf ile övdüğü Kur'an sırlarının kaşifi Ali idi. Kapısının toprağı kadir ve kıymette Arşın semasından daha ileri geçen, o durmadan hakka secde eden arif Ali idi. İslam’ın yolunda is düzelmedikçe , durup dinlenmeyen o şerefli, vakarlı Sah Ali idi. Hayber kalesinin kapısını bir hamlede koparıp açan o kaleler fatihi Ali idi. Afaka her bakışımda gördüm ki, yakın yüzünden her varlıkta var olan Ali idi. Bu küfür olmaz, küfrolan bu söz değildir.

Cihan var
oldukça Ali var olur,
cihan var olurken de Ali vardı.

Tebriz'in Şems-ül Hakki cihanın gizli ve açık sırlarından her ne
gösterdinse hepside Ali idi.
MEVLANA CELALEDDİN RUMİ

nusayriler için hz Alinin hutbeleri de çok önemlidir. burda bir çok sırrı örtülü bir şekilde aktardığını söylerler. yine konuya açıklayı olsun diye bir hutbesini aktaracağım. o zaman nusayrilerin inançların izlerini bu hutbede görebilirsiniz.

Hz Ali bir hutbesinde şöyle buyuruyor:
Benim o nur ki, Musa ondan iktibas eyledi; benim, Sur'un sahibi; benim, her mezarlarda yatanları kabirlerinden çıkaran; benim, kıyamet günündeki dirilişin sahibi; benim, Nuh'un kurtarıcısı ve sahibi olan; benim, Musa'ya konuşanın sırrı; benim, gayb aleminde ruhlara konuşan; benim, daim ve baki olan emir; benim, hakkın velisi olan.
Benimdir tüm yaratılanlar; benim, sözümü değiştirmeyen ve yaratılmışların hesabı ona dönecek olan; benim, tüm yaratılmışların emri olan aktarılan; benim, yaratan Allah'ın halifesi; benim, beldelerine Allah'ın sırrı ve kulları üzerine hücceti olan; benim, Allah'ın emri.
Benim, Allah tarafından ona itaat vacip kılınan; benim, hayatta baki olup ölmeyen ve ölsem de hiçbir zaman ölü olmayan; benim, saklı kalan İlah'ın sırrı; benim, olan ve olacak her şeyden haberdar olan; benim, iman edenlerin namazı ve orucu; benim, iftihar ve menakıb konularının sahibi; benim, yıldızların sahibi olan; benim, Allah'ın ağrı veren azabı; benim, ilk kuvvetli zalimleri helak eden; benim, devletleri var edip yok eden; benim, şiddetli yer sarsıntılarının ve musibetlerin sahibi olan.
Benim, güneş tutulmasının ve yere çöküşün sahibi; benim, Firavun'ların kanını bu kılıcım ile yere akıtan; Kalu bela da Allah'ın onun itaatini emretmiş olduğu kişi benim, zuhur ettiğimde beni inkar ettiler ve şanı yüce olan Allah bu durum hakkında şöyle buyurdu: O geldiğinde, onu tanımadılar ve bu inkarları ile küfre saptılar (ayet); benim, nurların nuru; benim, arşı temiz olanlar ile taşıyan; benim, önceki kitapların sahibi: Benim, Allah'ın kapısı, kim bunu inkar ederse o kapıdan cennete giremeyecektir; benim, meleklerin yatağına izdiham ettiği; benim, yeryüzünün tüm kısımlarında tanınan kişi; benim, güneşin onun için iki kere geri döndüğü.
Benim, cennetin ve cehennemin anahtarları elinde olan; benim, Resulallah (S.M) ile yer ve gökte beraber olan; benim, hiçbir ruh daha harekete geçmeden ve hiçbir nefs nefes almadan önce tesbih eden; benim, ilk asırların sahibi; benim, susan, natık olan ise Muhammed'dir; Musa'yı denizden geçirip, Firavun'u askeri ile denizde boğan; benim, hayvanların fısıltısını ve kuşların dilini bilen; benim, yedi gök tabakasını ve iki yer tabakasını, bir gözün açılıp kapanması zarfında dolaşan; benim, İsa'nın dili ile onun yerine beşikte konuşan.
Benim, arkamda İsa namaz kılacak; benim, Sur içinde Allah'ın istediği şekilde hareket eden; benim, hidayet yolunun çerağı; benim, takvanın anahtarı; benim, son ve başlangıç; benim, kulların amellerini gören; benim, alemlerin Rabbinin emri ile yerlerin ve göklerin bekçisi olan.
Benim, hak ile hükmeden; benim, dinin diyanetçisi olan; ben o kişiyim ki ancak vilayetime bağlı olanların amelleri kabul edilerek ve benim sevgim ile başlanan işler ancak kabul edilecek; benim, feleğin gidişatından haberdar olan; benim, Mikail'in (a.s) indirdiği yağmur tanelerinin ve savurduğu tozun Allah'ın izni ile sahib olan; benim, iki kere öldürüp iki kere ihya eden; benim, her istediği şekilde zuhur eden; benim, yaratılanların sayısının ne kadar çok olsalar da ihsan eden; benim, ne kadar çok olsalar da hesaplarını veren.
Benim o kişi ki, nezdinde peygamberlere indirilen kitaplardan bin tanesi var olan; ben o kişiyim ki vilayetimi bin tane ümmet inkar etti ve hepsi ve hayvana döndürüldü; benim, ilk zamanda zikredilen ve son zamanda zuhur edecek olan; benim, zalim ve gaddarları yerlerinden çıkarıp son zamanda onlarla hesaplaşacak olan; benim, Ya'us, Ya'uk ve Nusr'a şiddetli bir azap ile ceza verecek olan (bu üç isim cahilliye devrinde putların adlarıdır. İmam hazretleri kendi devrinde yaşamış olan üç muhalifinin adlarına rumuz olarak kullanmıştır).
Benim, her lisan ile konuşan; benim, doğularda ve batılarda tüm yaratıkların amellerine müşahid olan; benim, Muhammed olan ve Muhammed'dir ben olan; ben o manayım ki, ona ne bir isim ne de bir şüphe düşer; benim, kurtuluş kapısı ve benim La lavla vela kuvvete illa billahi'l-Aliy'ul-azim olan!!!

Bu hutbe seyyid Haşim el-Bahrani'nin Lavami'un-Nuraniyye adlı eserinden alınmıştır.

devam edecek
Ali, Nusayriler için herşeydir. Nusayrilik Ali merkezinde döner. Tanrının iradesinin ilahi tecellileri olduğuna inanırlar. yedi ilahi tecelliden bahsedilir. (aslında on dörttür. bu durumu daha sonra izah edeceğim.) her ilahi tecellide bir mana, bir isim ve bir bab gelmiştir.
mana..............isim..................bab
Habil................Adem................Cebrail
Şit...................Nuh..................Yay il bin Fatin
Yusuf...............Yakup...............Ham bin Kuş
Yuşa................Musa................Dan bin Aşbavüt
Asaf................Süleyman............Abdullah bin Sim'an
Şem-un Al-Safa...İsa.....................Rüzbih bin Satr Al'a'imma
Ali....................Muhammed..........Selman-ı farisi

Nusayriler kendileri için önemli kişileri gök cisimleriyle sembolleştirirler. Nusayriler en önemli üç kişi olan Ali, Muhammet ve Selman'ı güneş, ay ve gökyüzüyle sembolleştirir. Muhammet güneşle sembolleştirilir. mekanı güneş olarak kabul edilir. Ali ve Selman da iki'ye ayrılırlar. nusayriler için en geçerli iki ayrım bu görüşten kaynaklanır. daha çok Hatay'ın güneyinde yoğunlaşan klaziler Ali'yi ay ile sembolleştirirler. Hatay'ın kuzey tarafı ve Çukurova yöresi ise ay Selmanın mekanıdır derler. Ali ise gökyüzüyle sembolleşir. diğer sahabeleride yıldızlarla sembolleştirirler. özellikle beş sahabe çok önemlidir.

Beş Eytam
Nusayriler, gökteki yıldızlar gibi, yerde de yıldızların bulunduğuna inanmaktadırlar. İyilik, hizmet ve sevgi örneği insanlar daima var olacaktır. Bunların birer yıldız olduklarına inanılır. Bu nedenle, beş örnek sahabeye (Eytam) ayrı bir önem verirler. Yerden göğe çıkan bu yıldızlar; mükemmel, yetkili, ilimli, haliyle örnek, eğiten-öğreten, dünyanın aldatıcı cazibelerinden vazgeçmiş, yetim, maldan-şaldan-gösterişten-azamet gösterisinden sıyrılmış olan sahabelerdir. Bunlar; salt insanlık aşkıyla, AMS sıtkıyla, cemiyet için hizmet eden, mümtaz rehber zatlardır. Bunların topluma hakimiyet yörüngesinde, Abuzer-i Gıfari'nin sadakat ve fakir yaşamı, azim ve sebatı geçerli olur. Sermaye ve yönetici sorgulanır, gerçek aranır. Mikdat b. Amr ile toplumda celadet, muzafferiyet, şahadet, hak bildiğini savunmak öncelik alır. Abdullah b. Revaha ile, ilim, şiiriyet, aşk, cezbe, Peygambere yakınlık ve yardım, şiirler ile ayetlere eşlik etmek dile gelir. Onunla birlikte ve onun şiirleri okunarak Hendek kazılır. Kâbe'de putlar yıkılır. Kanber el-Devsi ile; sadakat, hizmet, inanç uğruna can vermek, böylece kaçmışları safa davet etmek, ölmüşleri diriltmek, külleri ateşe döndürmek göze-söze gelir. Osman b. Ma'zun ile; fikre-inanca (İslam’a) katıldıktan, ikrar verip iman ettikten sonra; sürgüne, işkenceye, zulme dayanıp ülkeyi terk etmek ve sonra avdet ile davaya hizmet etmek, hak bildiğini söylemek, cefaya rağmen başkasının himayesini reddedip kendince yaşamak azmi dile gelir. Tabi bu sahabelerin yıldız benzetmeleri de Batıni bir meseldir. İşin bu kısmını görmesen onların şekilsel yönüne bakarsan gerçekte de sahabelerin yıldız olduklarına inandıklarını düşünürsün. Dediğim gibi Nusayrilikte her şey zahiri ve Batıni açıklamalıdır. Batıni öğretilerde sık sık kullanılan mesellerle(benzetmelerle) anlatma yolu vardır. Buna da hz İsa’dan örnek verirler. Onun her şeyi mesellerle anlatmasını örnek gösterirler.



Kitab el-Bakura ve Kitab el Mecmu
Kitab el-Bakura el-Süleymaniyye fi-keşfi Esrar el-Diyane el-Nusariyye adlı bu kitap, 1863 yılında Beyrutta Arapça olarak yayınlandı. Bu kitap E. Edward Salisbury tarafından Arapça aslıyla birlikte, (1864) İngilizceye çevrildi. René Dussaud, Arapça aslıyla birlikte Fransızca'ya çevirdi (1990) ve ayrıca L. Massignon, İslam Ansiklopedisi için Nusayriler maddesini (1908) ve ayrıca R. Basset'in Dussaud'dan özetlediği makalelere, harita, cetvel, fotoğraflar ekleyerek yayınladı (1920).
Kitab el-Bakura da, el-Hasibinin yazdığı bildirilen 16 Sure yer almakta ve buna Kitabel-Mecmu denilmektedir. N. Çağataş ile İA. Çubukçu, el-Bakura ile Vilayet-i Beyrut kitabından alıntı-çeviri yaparak Nusayrilik hakkında yayın yaptılar.
Vilayet-i Beyrut Kitabı
Vilayet-i Beyrut kitabı, Vali Azmi Bey tarafından 1916 senesinde Beyrut'ta basıldı. Bu kitap; Beyrut Ticaret Bürosu Müdürü Refik el-Temiymi ve yardımcısı Muhammed Behçet tarafından yazılmış, kitapta tüm dinler yanında Nusayrilik de işlenmiştir. Kitabın yazımında Fransız misyoner Alfred Fouille, Beyrut Din Fakültesinden Vandik, Hıristiyan okulu öğretmeni Pere Lammens ve Nusayriler tarihini yazan Arkeolog Rene Dussaud'dan yararlanılmıştır. Kitabın 2. cildi İsmailiye ve Nusayriye'nin din ve adetlerini eleştirmekte; el-Bakura, Hamza b. Ali, Şehristani, İbni Teymiyye gibi, Nusayrilere zıtlığı bilinen kişilerin görüşlerini tekrarlamaktadır.

NUSAYRİLİKTE REENKARNASYON

Nusayrîlik’te “tenasüh” vardır. hakkın, nûrun tecellisi vardır. İslamiyet’te, “tenasüh” inancının varlığı tartışılmaktadır, varlığına dair bazı ayetlerin açık ifadeleri örnek gösterilmektedir. insanın dünyaya arınmaya geldiğini söylerler ve arınma tamamiyle gerçekleşinceye kadar. ruh tekrar tekrar yeni bedenlerle dünyaya gelir. kötülük yapanların, Allah'a ve Ehlibeyt'e dil uzatanların düşük dereceli bedenlerde dünyaya gelmesi vardır. kısacası bazı ruhlar belirli bir süre hayvan bedenlerinde de dünyaya gelir. Nusayriliğe göre amaç arınmak ve Rab'be dönmektir. O'nun(Tanrı'nın) kuranda dediği gibi nurunu tamamlamaya çalışması yarattıklarının arınıp kendine dönmesidir. Hatay'da yaşayanların çok büyük çoğunluğu da bu olaya tanık olduklarını idda ederler.

NUSAYRİLERDE İBADET YERLERİ

Nusayrîlerin dini “ziyaretgahları” vardır. Bunlar türbe, makam, yatır şeklindedir. ama ibadet merkezi değildir. nusayrilerin ibadet yerleri temiz olan heryerdir. genelde evlerinde ve bazı zamanlar ziyaretlerde ibadet ederler. ama ziyaretler ibadet için yapılmaz. İstisnasız hepsi temiz ve bakımlıdır. Hepsinde su, ışık, ihtiyaç yerleri vardır. Kurban kesim bölümleri, pişirme yeri ve gereçleri yeterli kap ve kazan hastaların kalmaları için oda ve yatak da vardır. Ziyaretgah lahdi, üzerinde ayetler yazılı yeşil bir örtü ile kapatılmıştır. Lahdin üzerinde pek çok sayıda Kur’an bulunmaktadır. Lahd odasında Türkiye Devleti Bayrağı asılıdır. Dini tablolar, levhalar, dualar, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve On İki İmam ile Zülfikar tablolarının arasında Mustafa Kemal Atatürk’ün portreleri de bulunmaktadır. ziyaretlerin yapılma nedenleri;
1)nur yağdığına inanılması: bu ziyaretlerin yapılmasındaki en önemli bir kaç nedenden biridir.
2)türbenin bulunduğu yerin isminin kutsal kitaplarda geçmesi: örneğin Hatay'da Samandağı ilçesi, Çiğdede mahallesinde ki ziyaretin bir makamıda Sultan Habibi Naccar Kuran'da yasin suresinde anlatılmakta olduğuna inanılır.(yasin 13-29)
www.diyanet.gov.tr/kuran/result.asp?ayet=&page_id=&kuran_id=36&ayet_no=&Ara ma=Tamam&offset=10
(bu olay daha sonra incelenecek)
3) Nusayriler için kutsal olan kişilerin o yerden geçmiş olması: örneğin Hatay'da üç dört tane Hızır ziyaretleri nin oraya Hızır(as) uğradığına inanıldığı için yapılmıştır.
4) Nusayriler için kutsal olan kişilerin rüyada görülmesi.
bunun gibi nedenlerle ziyaretler yapılır. ziyaretlerin bazıları tek makamlı, bazıları ise çok makamlıdır.
ziyaretin içine bayanlar başörtülü girer.

NOT:Bu bilgileri Alevi Forumda araştırıp sunan Serkan Devrim ismli kisinin araştırma ve yazıları paylaşmak adına ,bilgilenmek adına......
Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 08-07-2009 - 19:47
İleti #7





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....



QUOTE(Macide @ 08-07-2009 - 19:33 ) *
Ali bey,

Zaten daha öncede yazmistim, bunlar bir Fransizca siteden çeviriler. Tabiiki benim çeviri hatasi yapmamda olasidir, ancak oradaki bilgilerin dogruluk derecesi tabiiki tartismalidir. Zira onlar bu tarihi yazarken kendi pencerelerinden bakiyorlar. Bu baglamda, yapilan hatalar benim tarafimdan istenç disi olmustur.

Selamlar,

macide


Ben sizi suçlamadım, tarafınızdan çevrilmiş yazıya yorum yaptım sadece. Fransızcadan çeviri olduğunu bilerek yazdım. Çeviriler için verdiğiniz çabanıza da teşekkür ediyorum. Yerinizde olsam hazır iki dile hakimken, Fransa edebiyatından gözde olan, çevirisi olmayan bir kitabı Türkçe' ye çevirirdim. Yoksa bu çeviri merakı o tarafa doğru mu yönelmekte?


Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 08-07-2009 - 20:09
İleti #8





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....



QUOTE(Doğan Günay @ 08-07-2009 - 15:31 ) *
Hoppalaa...sizi de mi böldüler

Yıl 1993. Henüz nusayri kelimesini duymamışım.
İlimizdeki tüm alevileri de arap kökenli olarak biliyorum.Ya da tüm arap kökenlilerin de alevi olduğunu zan ediyorum.
Yanlışmış.
Bir komşumuz, "aabi ben arabım, ama sünniyim" diyene kadar.

Gelelim 2002 yılına...
Milletvekili seçimleri yapılacaktır. Bir partinin nusayri adayı evimize gelmiştir. O arada bir başka dostumuz nusayri de bağımsız olarak aday olmuştur. Bağımsız adayın seçilme şansını partili adaya soruyorum:
-Kazanma şansı var mıdır?
Kırık türkçesi ile yanıtlıyor:
-Onların oyu azdır diyor.
-Nasıl yani?!
-O haydaridir (aklımda yanlış kalabilir, kirazi de olabilir)
-O ne demek?
-Biz nusayriler iki mezhebiz, haydari ve kirazi
-Hoppalaa...sizi de mi böldüler!!!!!


Her kendini farklı adlandıran kesim, beraberinde farklı kültürel zenginliklerin oluşmasına da neden olur. Günümüzde, eskisi kadar olmasa da, tüm farklılıklar dillendirildiklerinde bölmek kelimesi ile birlikte iliştirilip "bölücü" kavramı altında insanlarda hata yaptıkları bu hatalarının cezasının büyük olacağı korkusu salınmıştır.

O nedenle "bölme" kelimesi ve türevleri beni hep rahatsız etmiştir.

İnsanlar farklı kültürleri görebilmek için binlerce kilometreler katediyorlar. Biz küçük alan kaplayan coğrafyamızda çok çeşitli kültürel farklılıkları görme şansına sahibiz. Bu farklılıkları bölünme diye adlandırmak insanların kültürlerini, farklı olmalarını suçlama anlamı taşıyacağını düşünmekteyim.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Doğan Günay
mesaj 09-07-2009 - 00:42
İleti #9





Grup: üye
İleti: 159
Katılım: 12-05-2009 - 11:37
Üye No: 4,605



QUOTE(dentali @ 08-07-2009 - 20:09 ) *
Her kendini farklı adlandıran kesim, beraberinde farklı kültürel zenginliklerin oluşmasına da neden olur. Günümüzde, eskisi kadar olmasa da, tüm farklılıklar dillendirildiklerinde bölmek kelimesi ile birlikte iliştirilip "bölücü" kavramı altında insanlarda hata yaptıkları bu hatalarının cezasının büyük olacağı korkusu salınmıştır.

O nedenle "bölme" kelimesi ve türevleri beni hep rahatsız etmiştir.

İnsanlar farklı kültürleri görebilmek için binlerce kilometreler katediyorlar. Biz küçük alan kaplayan coğrafyamızda çok çeşitli kültürel farklılıkları görme şansına sahibiz. Bu farklılıkları bölünme diye adlandırmak insanların kültürlerini, farklı olmalarını suçlama anlamı taşıyacağını düşünmekteyim.

Farklı kültürlerin mevcudiyeti bir renktir, zenginliktir.Kültürlerin; çoğu zaman coğrafi özelliklerin getirdiği yaşam biçimleri ve bu yaşam biçimlerinden ve manevi inançlardan beslenerek yüzyıllar içinde nesilden nesile aktarılan örf ve adetlerden oluşması yadsınamaz. Doğal bir süreçtir.İtirazımız yoktur.
İtirazımız , manevi inançların “iktidar” olabilmek için siyasette kullanılmasıdır.

Peygamberimizin ölümünden sonra, İslam dünyasında meydana gelen iktidar savaşları sonuçta bölünmelere sebeb olmuştur.Mezheplere bölünmüştür.Kafi gelmemiş, tarikatlara bölünmüştür.Yetmemiş, cemaatlara bölünmüştür.Hatta zaman zaman camiler bölünmüştür.Filan parti yandaşları şu camiye, falan partililer ise bu camiye gider olmuştur.

Sayın Dentali, görüldüğü gibi “bölen” ben değilim.

Haydari ve Kirazi örneğini, ilimizdeki bölmenin veya bölünmenin siyasette nasıl kullanıldığına dikkat çekmek için vermiştim.

Bu arada aklıma gelmişken anlatayım:
Epey yıl oluyor.Belen’de Atik suyu akan çeşmede bidona su dolduruyordum.Bir araçtan inen sakallı bir genç, elinde su bidonuyla sıranın kendisine beklerken bana pat diye sordu:
-Dayı, senin şıhın kim?
-Anlamadım ne dedin?
-Şıhın diyorum şıhın..Sen hangi şıha bağlısın?
-Yok kardeşim, benim şıhım mıhım yok…

Saygılarımla…
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Macide
mesaj 09-07-2009 - 11:18
İleti #10





Grup: üye
İleti: 129
Katılım: 25-03-2007 - 00:03
Üye No: 691
isim: Macide Kupper
meslek: bos vermis



Herkese merhaba,


Her nekadar Cancan, bize Nusayrilik le ilgili belli basli bilgileri ulastirdi isede, ben genede fransizcada elimden geldigince bir iki çeviri daha paylasmak istedim.

Ilkin, bize disardan bakanlarin bizi nasil gördügü

Ikincisi ise bize ders olsun, biz kendimizi anlatamasak onlar bizi anlatir.


" Aslanlar tarihi yazdikça, sirtlanlar hep kaybeden taraf olacaktir." Fransiz atasözü.




Nusayrilik (Alevilik) mezhebi, gizli mâ'nâ üzrine kurulmustur (Bâtin), Kadinlarin tamamen disarda birakilip ,sadece belli bir elit "erkek" zümre tarfindan elde tutulan sir (esrar) inanalar tarafindan sadece bir muammadir.Bu nedenle üzerinde yapilan her arastirma, yanilgilara düser.


örnegin, Haydarilerde, Muhammed= Günes, Salman=Ay iken, Samali'lerde Ali=Gök tür ve Muhammed=Günesi barindirir. Buna karsin Ghabie TöZ'ünde, Ilahi gerçek anlasilip, görülemez, Kalazi'lerde ise paën olan eski (AY= appolon) Kamer kültü inancin temelini olusturur.


Erkek alevi çocuklari sünnet olur, ve 15 yas civari, iki vasi (Baba) tarafindan bir Sih yörüngesinde inanca kabul edilir.

Ramazan ve akabinde (Aid al-Saghir) seker bayrami kutlanir.

Hiristiyanlar gibi (Epiphani), 6 ocak üç kral ziyareti ve Noël kutlanir.

Ayrica, $iiler gibi, Kerbelada Huseyin'in katli, A$ure ile anilir.


Bütün bu ritüellere kadinlar katilmaz. Zaten halkin toplu katildigi dini ayinler, eski (paën) çok tanrili dinlerin özelliklerini tasir. Kutsal sayilan ata (Aziz=$ih) mezarlari ziyaret edilir. Bu mezarlari ayirtetmek için ( Qibâb ) insaa edilir.

Bazi pinarlar, agaçlar vb gibi doganin bazi özelikleri kutsak sayilip, saygi gösterilir, ve ziyaret edilir.


Dinin transandance yani Ruhbani yani ise, Islâmdan oldukça ayridir.

Mâ'nâ Abel dir (Adem'in 2. oglu), Seth, Yusuf, Yahya, Saint Pierre ve Ali ve devami 11. imama kadar sürer, ki 12. gelmemistir. ( Hepsi peygamberdir. * Bu not DentAli'ye)

Hijab, ise Rab'in gerçek dogesini gizler ve onun gerçek iradesine hizmet eder. Onun (Rab) arzusu; Adem,Nuh,Yakup, Musa,Süleyman, Isa ve nihayetinde Muhammedtir. Ve bu Rab nebi-ii leri her biri bir (Bâb ) kapi (Gerçek) ile ödüllendirilmistir, ki yalnizca onlar basit kullar ile Rab'in ilahi gerçeginin arasinda dururlar.

üç kut, merkezinde Ali mâ'nâ , Muhammed Hijab ve Salman al- Farisî ise Bâb (kapi) dir. ( Mim-sin-bâb )

11. imam ise mâ'nâ nin vucut bulmus hali , halifeler hujub (Dua)dir, ve Abwab (Kapilar) ise bütün bunlarin ruhbanî yanlarini teyyid eder bu inanç çerçevesinde. Böylece son Imam Muhammed Ibn Nusayr, Bâb (Kapi) ve son imam dir. O mâ'nâ yi kurtarmis ve döngüyü kirmistir. Ruhu yildizlasmis, (Mu'âyana) tanrisal nur olup ebedi gerçege, ana kaynaga, yedi kat göge ermistir.

Fani ler için ise yeniden vucut bulma bir ceza görevi görebilir. Zira Ruh Ali ögretisini ters düsüp suç isler ise, tekrar dünyaya, bir Yahudi, Hiristiyan, Sunni ve daha da kötüsü bir hayvan olarak gelip ceza çekebilir.


Görüldügü gibi birçok soru isaretli bir inanç alevilik ve ne çikis kaynagi, ne zamani konusunda ortak bir kani yok. Fikihçi ve bugünki Wahabiligi en çok etkileyen Hanbalit Ibn Taymiyyah, alevileri dinden çikmis zindik kabül edip katledilmelerini ister.


Buna ragmen Hafez el-Assad ogullarindan birini wahabit bir ailenin kiziyla evermistir. (???)

Ayni zamanda Suriye anayasasi geregi Müslüman olmayan bir baskan olamiyacagi için Hafez el-Assad, Lubnanli $ii ve sunni fikihçilardan Nusayriligin Müslümanlik oldugunu belirten FETWA lar almistir. Ancak bu fetwa'larin geçerliligi halen tartisilmaktadir.

PS:Buradaki bilgiler, ilahi degildir, tartismaya ve kuskuya açiktir.


Esen kalin

Macide

Bu ileti Macide tarafından 09-07-2009 - 11:25 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 09-07-2009 - 12:15
İleti #11





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....




Selamlar,

Nusayrilik, tasavvufi ağırlıklı bir inanç sistemidir. Tasavvuf sisteminde inanç öğretileri herkese anlatılmaz. Kendilerini anlatma, gösterme ihtiyacı da duyulmaz. Çeşitli anlatım merhaleleri vardır, o merhaleleri sırayla takip edebildiğinizde, en üst merhalelerdeki öğretileri anlayabilirsiniz. Birisini ilk öğretim eğitiminden geçirmeden, direk liseye alırsanız, lisede integrali gösterirseniz algılaması mümkün olmaz.

Peygamber döneminde de, batın ilminin var olduğu çeşitli hadislerinde ve sahabileriyle sohbetlerde dile getirirmiştir. Sahabilerden bazıları batın ilmini talep etmek istediklerinde peygamberimiz bu ilmi gösterirse kendisinin küfürle isnad edileceğini belirttiğini bir yerden okuduğumu hatırlıyorum.

Bu nedenle burada sadece Nusayrileri demiyorum ÇÜnkü Sunni inancından olup da batın ilmine inanan ve ona vakıf kesimler de bulunuyor, tüm batın ilmine vakıf, tasavvufu kavrayabilmiş insanları, onların inandıklarını bizim yüzeysel anlayabilme isteğimizle kavrayabilmemiz mümkün değildir. Onlardan bir kaç kaptıklarımızla işte inançları bu demek onları kafir gigi gösterme dışında sonuç doğurmayacaktır. Bu kapmaca yarım yamalak bilgiler Batın ilminin kendisine zarar vermez. İstediğimiz kadar kapmaya çalışalım bütünününü alamayız, algılayamayız.... O yüzden herkesin inançla ilgili farklı isnadları yüzyıllardır oluşmuştur, her birini okuduğunuzda hepsi birbirinden farklı olduğunu görürsünüz. Bu bilgilerin hiç biri bu inancın kendisiyle birebir örtüşmez.

Yazılanları o nedenle önemsemiyorum. Bu yazılanlar, o kadar farklı bilgiler sunulmuşken, yeni inanç sistemi oluşturmak için kaynak arayanlara ilham verebilir sadece.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
cancan97
mesaj 09-07-2009 - 12:35
İleti #12





Grup: aktif üye
İleti: 156
Katılım: 18-06-2008 - 11:02
Üye No: 3,371
isim: cancan97



İskenderun'da arapça okuma ve yazma kursu varsa gitmek istiyorum.Bazı İllerimizde bu kursun olduğunu biliyorum.Bilen varsa beni yönlendirirse sevinirim.(En büyük hayalim Kuran-ı Kerim'i okuyup , yorumlamak )
Selamlar
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Macide
mesaj 09-07-2009 - 12:35
İleti #13





Grup: üye
İleti: 129
Katılım: 25-03-2007 - 00:03
Üye No: 691
isim: Macide Kupper
meslek: bos vermis



O halde, Sayin Dentali,

Soru 1) Hertürlü spekülasyona açik olmazmi, bu inanç; zira bu noktadan sonra din, mezhep olmaktan çikip bir (Sect) "tasavvuf " la dahi açiklasaniz elite ait olup ve proelitist olmadigi için, her türlü $aibeye açik olmazmi ?

Soru 2) Genelin ona adlettigi, bilinemeyip ama, yakistirdigi gelenek yada ritüellerde sorgulanip,açiklama gelmediginde yaftalandirilmasi normal insani bir durum degilmidir.?

Soru 3) Butür inanç türleri, sizinde dediginiz gibi, entellektüel bir refleksiyon istedigi için kalitimsal (Aile terbiyesi olsa bile) olmasi size ne denli mantikli geliyor?

Soru 4) Bâtin dir diyip, sadece bir kismi bilgilendirmek, bugünde (Jargon) deyip uç noktalarda dil gelistiren mesleklere bile kizarken (Ve bunlarin bazi nosyonlari ister istemez herkesin anlayacagi düzeyde olmazken), günlük hayatimizi düzenleyen, ve bizi belkide bir sonraki yasama hazirladigini idia eden, bir yolun (Inanç dahi olsa), sanki bir bahismis gibi es geçilebilirligini nasil ve niçin talep edersiniz?

Bu ileti Macide tarafından 09-07-2009 - 12:36 yeniden düzenlenmiştir.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 09-07-2009 - 13:18
İleti #14





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....



QUOTE(Macide @ 09-07-2009 - 12:35 ) *
O halde, Sayin Dentali,

Soru 1) Hertürlü spekülasyona açik olmazmi, bu inanç; zira bu noktadan sonra din, mezhep olmaktan çikip bir (Sect) "tasavvuf " la dahi açiklasaniz elite ait olup ve proelitist olmadigi için, her türlü $aibeye açik olmazmi ?

Soru 2) Genelin ona adlettigi, bilinemeyip ama, yakistirdigi gelenek yada ritüellerde sorgulanip,açiklama gelmediginde yaftalandirilmasi normal insani bir durum degilmidir.?

Soru 3) Butür inanç türleri, sizinde dediginiz gibi, entellektüel bir refleksiyon istedigi için kalitimsal (Aile terbiyesi olsa bile) olmasi size ne denli mantikli geliyor?

Soru 4) Bâtin dir diyip, sadece bir kismi bilgilendirmek, bugünde (Jargon) deyip uç noktalarda dil gelistiren mesleklere bile kizarken (Ve bunlarin bazi nosyonlari ister istemez herkesin anlayacagi düzeyde olmazken), günlük hayatimizi düzenleyen, ve bizi belkide bir sonraki yasama hazirladigini idia eden, bir yolun (Inanç dahi olsa), sanki bir bahismis gibi es geçilebilirligini nasil ve niçin talep edersiniz?


Her tür spekülasyona açık olur elbet. Dile getirdiğiniz gibi özel kesime ait değil bu bilgiler. Eski dönemlerde bu ilimler dergahlarda verilirdi. YUnus Emre Taptuk Emrenin Dergahında sır öğretileri almaya başlamadan önce yıllarca güvenilir olup olmadığı, sır taşıyıp taşıyamayacağı çeşitli yollarla test edildikten sonra batın ilmi eğitimi verilmesine başlanmıştır. Verilmeye de bilir de. Herkese açık bir öğreti olmadığı için spekülasyonlara şaibelere yol açacağı düşünülerek ne yapılabilir?

bu şekilde öğreti verilirlen tiiz davranılmasından vaz mı geçilmesi gerekiyor? Yunus Emre bu öğretiyi kavrayabildi ve tüm insanların sevgisini, saygısını kazanan, insanlığa hizmet eden bir kişilik olarak karşımıza çıktı. Mevlanayı da buna ekleyebiliriz.

Bakın Nusayriliiği iki ana kapsamda inceleyebilirsiniz. Bayram kutlamaları, bayram adları, ziyaretler, adaklar bunların hepsini inanç bağlamında değil, yıllarca kendiliğinden gelişen, inanca sokulan ritüellerdir. Bunlar dışarıya saklı şeyler değiller ki? O insan topluluğunun içinde yaşıyorsanız hepsini gözlemleyebilirsiniz. Bir de batın öğretisi kısmı var ki bu tüm nusayrileri ilgilendirmez. Aynı eski dönemlerdeki gibi çok küçük yaşlarda çocuklardan güvenirlikleri, ahlaki düzeyleri, sır taşıyıp taşıyamayacağı gibi bir çok kriterlere bakılarak öğreti verilmeye başlanır. Bu öğretiyi kavrayıp kavrayamamasına göre eğitim yıllarca devam eder.

Bu tür öğretiler kalıtımsal değildir esasında. Emeviler dönemindeki Ehlibeyte düşmanlık ve baskı nedeniyle güvenlik amaçlı o dönemde ehlibeyt etrafında olan kesimlerin bu öğretinin dünya var oldukça sürmesini sağlamak için sadece kendi aralarında öğretilme geleneği oluşmuştur.

Burda amaç bu ağır öğretinin "kendisinin" devamını sağlamaktır. Dinde zahir de batın da ilahi olarak kabul edilir. İkisi de haktır. İnsanlara Haktan batın ilmini öğrenmeleri zorunluluğu yoktur. Herkes tarafından kolay anlaşılan zahir ilminin bilinmesi yeterli görülmüştür.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Macide
mesaj 09-07-2009 - 13:49
İleti #15





Grup: üye
İleti: 129
Katılım: 25-03-2007 - 00:03
Üye No: 691
isim: Macide Kupper
meslek: bos vermis



Sayin Dentali,


O zaman,

1) Niye insanlik için gelmis yada bulunmus yada iletilmis bir gerçek, son teknoloji ölüm silahiymis gibi "SIR" olsunki.

2) Niye bu "ilahi gerçek" sadece, bir elit, "seçilmis", "Izanli", "Dürüst", "layik" vede vede "erkek" zümreye ait olsunki.

3) Niye titiz davranilmasi gerekilse bile bir bilgi kiskanilip sadece bir kismin "nail" olmasina sunulmasi, o, nailliyet içindeki ulu erenlere (Yunus, gibi, Taptuk gibi, Mevlâna gibi) ters gelmezde, benim gibi (belki) kapi önüne birakilmislara büyük haksizlikmis hissini verirki.

4) Niye, bu "Ilahi gerçek", belli aileler yada toplum içinde tutulur, ki, her an dogal yada dogal olmayan bir affet bu birikimi yeryüzünden, hiç iz birakmadan silebilecek kudrete sahip ilken. Bu bilgiyi, insanligin bugünü ve yarini için, Metal le ,ta$a kaziyip heryere asmak varken, sanki suçmus gibi köselerde, tekkelerde, zaviyelerde (Benim zaviyemi bozarak) kisik sesle,gizliceve sadece belli kesime vermek nasil bir kiskançliktir.

5) Niye kadinlarinizi dahi içinize almazsiniz.


"Salt gerçege asik"

macide
Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 09-07-2009 - 14:13
İleti #16





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....



QUOTE(Macide @ 09-07-2009 - 13:49 ) *
Sayin Dentali,
O zaman,

1) Niye insanlik için gelmis yada bulunmus yada iletilmis bir gerçek, son teknoloji ölüm silahiymis gibi "SIR" olsunki.

2) Niye bu "ilahi gerçek" sadece, bir elit, "seçilmis", "Izanli", "Dürüst", "layik" vede vede "erkek" zümreye ait olsunki.

3) Niye titiz davranilmasi gerekilse bile bir bilgi kiskanilip sadece bir kismin "nail" olmasina sunulmasi, o, nailliyet içindeki ulu erenlere (Yunus, gibi, Taptuk gibi, Mevlâna gibi) ters gelmezde, benim gibi (belki) kapi önüne birakilmislara büyük haksizlikmis hissini verirki.

4) Niye, bu "Ilahi gerçek", belli aileler yada toplum içinde tutulur, ki, her an dogal yada dogal olmayan bir affet bu birikimi yeryüzünden, hiç iz birakmadan silebilecek kudrete sahip ilken. Bu bilgiyi, insanligin bugünü ve yarini için, Metal le ,ta$a kaziyip heryere asmak varken, sanki suçmus gibi köselerde, tekkelerde, zaviyelerde (Benim zaviyemi bozarak) kisik sesle,gizliceve sadece belli kesime vermek nasil bir kiskançliktir.

5) Niye kadinlarinizi dahi içinize almazsiniz.
"Salt gerçege asik"

macide


Olayın içinde değilim, sizin gibi dışardan yorumlamaya çalışıyorum.
İnsanlık için gelen gerçek anlaşılmadığı zaman insanlığa zarar veren bir duruma dönüşebiliyor.
"anlaşılmadığı" , "kavranılmadığı" zaman.

En küçük bir örnek, hiç alakalı olmadığını sanabilirsiniz.
"Madımak" Olayı. Dine küfrettiği düşünülen" Aziz Nesin" e yapılan linç girişimi sonucunda 38 Aydınımızı kaybettik.
Bir yandan hiç alakalı değil, bir yandan da çok alakalı.
O sır diye öğretilen, Aziz Nesini nasıl kafir görüp onu yok etmeye çalışıldıysa, kavrayamayacak insanlara öğretildiğinde insanlara mutluluk verecek bir öğreti insanları birbirine düşürecek silaha dönüşebilir.

Birazcık gerçek payı yok mu? O kadar tutucu olan bir toplum, sadece kendi bildiklerini doğru kabul edip o bildiklerin tersi öğretilerin hepsini küfür görebilecek bir toplum varken, bu öğretiler verilirken titiz davranılması doğal değil mi?

Elit derken sınıfsal bağlamı kastediyorsunuz, onu kabul etmiyorum. Bu öğreti hiç bir sınıfın tekelinde değildir. hakedeni bulup öğretileri aktarmaları onların vazifeleridir. Ama günümüzde açıkçası bir az inanan olarak kendimi de ahaketmiş görmüyorum.
Sadece erkeğe neden sorusu bu öğreti üzerinde değil de genel bağlamda tartışılabilir. Tüm peygamberler neden erkek de kadınlardan peygamber yok? Öyle bir tartışma içine gireceksek farklı bir konu açalım tüm semavi dinlerini kapsayan bir tartışma başlatalım.

Kendimizle ilgili önyargıda bulunmayalım, belki de size de bana da öğretildiğinde ters gelmeyebilir. Ama çok uzun dönemeçli ve sadece bu konular üzerine yoğunlaşılması gereken eğitimi görme taraflı değilim. Kavrayabilsem de. Demek ki bir de gerçekten bu yolda istekli olmak lazımmış. Yunus Emre gibiler kavrayabildikten sonra kendilerine ters gelmedi. Ve bunun için yıllarını verdiler, siz ve ben bu yıllarımızı feda edecek miyiz?

Yukarıdaki yazılarımda da ilettim. Belli ailelere ait bir öğreti değil.

neden yazılı değil? . gerçeği yazılı haliyle roman okur gibi okursak, bizi küfre düşürmek dışında işe yaramaz.

kadınlar neden alınmaz?
bunu tartışacaksak, kadınlar neden peygamber olarak gelmiyorlar şeklinde semavi dinlerin tümünü alacak şekilde başka konu açabiliriz.
Go to the top of the page
 
+Quote Post
danyal
mesaj 09-07-2009 - 16:16
İleti #17





Grup: üye
İleti: 1
Katılım: 14-10-2008 - 10:42
Üye No: 3,970
isim: fellahorhan
meslek: ticaret
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: iskenderun



ALEVİLER NİÇİN HAYAL KIRIKLIĞI YAŞIYOR? Herzaman olduğu gibi devam eden, edecek olan kırgınlık...

Konu açan arkadaşımızın her ne kadar konu ile ilgili olmayan yazılar yazılmaya başlansa bile, herzaman dönüp dolaşıp Alevilik gündeme geldiği vakit, silsile ile batın, zahir,Reenkarnasyon ve devamında Nusayrialeviler olarak gündemden düşmemekte.

Öncelikle, yazılan yazılar ve açılan konuları bir araya getirdiğimizde ben Macide rumuzlu kardeşimize bir iki soru yönelterek konuya iştirak etmek istiyorum.

1-Nusayriaievileri internet ortamında yayımlanan yazılardan ve ortaya konulan araştırmaların kısmen doğru olanmetinlerdenmi bilmektesiniz? Bizzat aralarında bulunduğunuz bir toplum mu yakından tanımaktasınız?
2-''Sır'' ve Batın,Zahir ile bilgi alma isteminiz sorgulamamı yoksa İslamiyet ile öürtüşüp örtüşmediğini ortaya tartışma konusuna taşımakmı?

QUOTE
1) Niye insanlik için gelmis yada bulunmus yada iletilmis bir gerçek, son teknoloji ölüm silahiymis gibi "SIR" olsunki.


Bir bilginin veya bir inancın ''sır'' olması tedirginlik yaratacak bir araç olmasını gerektirmemeli bir başkası tarafından bilindikten sonra o saklanılan öğretinin veya inancın değeri ve manası olabilrmi Sır çerçevesinde düşündüğünüz vakit.


QUOTE
2) Niye bu "ilahi gerçek" sadece, bir elit, "seçilmis", "Izanli", "Dürüst", "layik" vede vede "erkek" zümreye ait olsunki.


Her inanç sisteminde birtakım ''batıni'' ve ''sır'' gerçeği vardır sadece bahsi geçen kesim ile sınırlamak doğru değildir. Sır sahibi olacak kişi ve kişiler elbette dürüst güvenilir kişilerden oluşması şarttır. Verilen sırrın içeriğine bağlı olarak Erkek olma özerkliliği olmaması için bir neden veya sebeb olmamalı.

QUOTE
3) Niye titiz davranilmasi gerekilse bile bir bilgi kiskanilip sadece bir kismin "nail" olmasina sunulmasi, o, nailliyet içindeki ulu erenlere (Yunus, gibi, Taptuk gibi, Mevlâna gibi) ters gelmezde, benim gibi (belki) kapi önüne birakilmislara büyük haksizlikmis hissini verirki.


Bir bilgi ve inanç öğretisinin birileri tarafından bilinmesi ona nail olması kişinin o bilgiyi veya ilahi bir hakkın sahiplenip onu tatbik ve etmesi inziva etemesi kişiyi ödüllendirmek için kafi olmalıki bu bilgiyi ve öğreti sayesinde Yunus Emreler Mevlnalar v.s. Erenler olarak herzaman aramıza gelmeli daimliliği olmalı.

QUOTE
4) Niye, bu "Ilahi gerçek", belli aileler yada toplum içinde tutulur, ki, her an dogal yada dogal olmayan bir affet bu birikimi yeryüzünden, hiç iz birakmadan silebilecek kudrete sahip ilken. Bu bilgiyi, insanligin bugünü ve yarini için, Metal le ,ta$a kaziyip heryere asmak varken, sanki suçmus gibi köselerde, tekkelerde, zaviyelerde (Benim zaviyemi bozarak) kisik sesle,gizliceve sadece belli kesime vermek nasil bir kiskançliktir.

5) Niye kadinlarinizi dahi içinize almazsiniz.
"Salt gerçege asik"


Son sorularınızda biraz ben İnançsal olark Erkek, Kadın arasındaki farklılğını Kadınsal bir ayrım getirdiğini ve bu kızgınlığınızında kıskançlık olarak hitaben yazdığınızı düşünüyorum.

Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 09-07-2009 - 17:37
İleti #18





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....



Kadınların saklayabildikleri tek sır, bilmedikleri sırdır. seneca
smile.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 09-07-2009 - 17:41
İleti #19





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....



Akşam yemeğinde ziyaretçiler kadınların mı yoksa erkeklerin mi daha iyi sır tuttuğunu tartışmaktadırlar..
Adamın biri aşağılayıcı bir tavır ile..
- Hiç bir kadın... sır tutamaz..
der.
- İşte buna gülerim..
diye cevap verir kadın ziyaretçilerden biri..
- Yaşımı yirmi bir yaşından beri bir sır olarak saklamaktayım..

Adam,
- Bir gün ağzınızdan kaçırırsınız
diye ısrar eder.

Kadın, kendinden emin bir ifadeyle
- Hiç sanmıyorum
der ve bombayı patlatır..
- Eğer bir kadın bir sırrı yirmi yedi yıl kimseyle paylaşmamışsa, sonsuza kadar da paylaşmaz!

smile.gif
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Macide
mesaj 09-07-2009 - 17:50
İleti #20





Grup: üye
İleti: 129
Katılım: 25-03-2007 - 00:03
Üye No: 691
isim: Macide Kupper
meslek: bos vermis



QUOTE
1-Nusayriaievileri internet ortamında yayımlanan yazılardan ve ortaya konulan araştırmaların kısmen doğru olanmetinlerdenmi bilmektesiniz? Bizzat aralarında bulunduğunuz bir toplum mu yakından tanımaktasınız?


-) Hayir, ne biri ne öteki; benim iletilerimde sadece, fransizca bir arastirmadan tercümeler var. Dogruluklarida gerçekten $aibeli, bense bu konulara gerçek anlamda vakif degilim.
QUOTE
2-''Sır'' ve Batın,Zahir ile bilgi alma isteminiz sorgulamamı yoksa İslamiyet ile öürtüşüp örtüşmediğini ortaya tartışma konusuna taşımakmı?
Bir bilginin veya bir inancın ''sır'' olması tedirginlik yaratacak bir araç olmasını gerektirmemeli bir başkası tarafından bilindikten sonra o saklanılan öğretinin veya inancın değeri ve manası olabilrmi Sır çerçevesinde düşündüğünüz vakit.


Nusayriligin benim için "bâtin" bile olmasi ilk kez duydugum ve $asirdigim bir durum, Islâmla örtüsüp,örtüsmedigine ise diyecek hiç bir seyim yok. Zira bu konuda otorite degilim, ve islâmida az tanirim. Ancak bir bilginin "sir" olmasi kiskançlikla ilintilidir. Ticari gelir getirecek bilgi ye patent alinip korunur, ( bazen bununla bütün Dünyanin gelecegini hypothek altina alir bilim adamlari ve tacirler). $u anda büyük çekismeler var bu konuda özellikle jenerik ilaçlar için. Batidaki büyük ilaç konsorsiyomlarinin ellerinde tutmak istedikleri bazi farmakolojik bilgiler insanligin aci çeken (özelikle AIDS'li afrika), yoksul kesiminin ilaca ulasimini engelledigi için sorgulamada. Bizim burdaki konumuzsa inacin patent altina alinip alinamayacagi. Bu noktada ben derimki, "Ilahi gerçek" , hiç kimsenin tekelinde olamaz. Neyi kimden sakliyoruz. Genel Insanlik öcümü. Sayet "sir" sadece bir cümle insana ise; o zaman nasil "Ilahi geçek" i "Ilahi yaradan" ; böyle çekinceli çekinceli birilerine verir de, digerlerinden ne adina sakinir. O vakit Platon'un "Devlet" tezindeki siradan tanridan bile daha kuskulu bakariz biz o ulu yaradana".


QUOTE
Her inanç sisteminde birtakım ''batıni'' ve ''sır'' gerçeği vardır sadece bahsi geçen kesim ile sınırlamak doğru değildir. Sır sahibi olacak kişi ve kişiler elbette dürüst güvenilir kişilerden oluşması şarttır. Verilen sırrın içeriğine bağlı olarak Erkek olma özerkliliği olmaması için bir neden veya sebeb olmamalı.


Yürek bazen hisettigini açiklayacak ma'nâ yi bulamaz, bunu müzik dinlerkende yasariz, ancak kelimelerin kifayetsiz kaldigi noktada ma'na, ten de dahil baska duyumlara da hitap edebilir. Bunu sadece bir kisim insan tekelinde bulunduramaz. Bu erkek olsun, kadin olsun.

QUOTE
Bir bilgi ve inanç öğretisinin birileri tarafından bilinmesi ona nail olması kişinin o bilgiyi veya ilahi bir hakkın sahiplenip onu tatbik ve etmesi inziva etemesi kişiyi ödüllendirmek için kafi olmalıki bu bilgiyi ve öğreti sayesinde Yunus Emreler Mevlnalar v.s. Erenler olarak herzaman aramıza gelmeli daimliliği olmalı.


Iste bu noktata, hakliysaniz ? $ahsi doyuma ulasmis bir kisinin, inzivasiyla," ilahi gerçegi" anlamis olmasinin bize ne faydasi olabilir. Eline geçirdigi erdem, sadece sahsi, olmasinin yaninda belli bir zaman kesitinin belli bir mekâninda gerçeklesmistir. Dervi$ vari bir hayat sürüp elini ayagini dünya nimetlerinden ve sorunlarindan çekenin erdemi sadece kendinedir, bencilliktir ( $ayet bu iyi bir $ey se),vede ötekilerin (genel insanlik) umura alinmamasi ise bence aymazliktir.

QUOTE
Son sorularınızda biraz ben İnançsal olark Erkek, Kadın arasındaki farklılğını Kadınsal bir ayrım getirdiğini ve bu kızgınlığınızında kıskançlık olarak hitaben yazdığınızı düşünüyorum.


Inanin böyle bir kiskançligim cidden olmadi, aslinda feminist bile sayilmam, ancak bu sorunun yerinde ve hakli olduguna inaniyorum. Ayricilik yaptigimizda, insan olarak nedenlerinide açiklayip savunabilmeliyiz. Bu âhlâk anlayisinin mihenk tasidir. Yok bu dünya zaten böyleydi ben yaratmadimki, sizede ya kabul etmek ,ya kabul etmek (özelikkle iki kez yazdim) düser derseniz. O vakit sizinde benimde yerim bellidir. Tartismayalim derim.

Esen Kalin
macide
Go to the top of the page
 
+Quote Post
Macide
mesaj 09-07-2009 - 18:28
İleti #21





Grup: üye
İleti: 129
Katılım: 25-03-2007 - 00:03
Üye No: 691
isim: Macide Kupper
meslek: bos vermis



Sayin ulu bööyyyük, Forum yöneticimiz, DentAli,

Son iki iletinizi tebessümle karsiladim.


Asagidakileride aykiri bir siteden derledim Kadin hakkinda

kimi der ki kadın
soğuk kış gecelerinde serip bir döşek gibi yatmak içindir
kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde dokuz zilli bir köçek gibi oynatmak içindir
kimi der ki hamur yoğurur
kimi der ki çocuk doğurur
kimi der ki bunca yıldır yaşıyorum hayalimdir
kimi der ki boynumda taşıyorum vebalimdir
ne hayal ne vebal
ne döşek ne köçek
o benim
kollarım, bacaklarım, dudaklarım ve başım
o benim özkardeşim, eşim, kavga yoldaşımdır...

bizi kilicsiz zaptedip ipsiz baglayan varliklar.

Ama Kadini en çekici yapan üzerinde bir mücevher gibi tasidigi esraridir. ( Buda benden)

Go to the top of the page
 
+Quote Post
dentali
mesaj 09-07-2009 - 18:28
İleti #22





Grup: FoRuM YöNeTiCiSi
İleti: 1,194
Katılım: 10-06-2007 - 14:01
Nereden: iskenderun
Üye No: 1,310
isim: Ali
meslek: xxxx
İskenderun'da mezun olduğunuz okul adı ve mezuniyet tarihi: ....



İnançtaki sır konusu sadece olayı gizemli göstermek, ya da bir hazinenin sadece kendilerinde olmasını isteyen bencil yaklaşımların bir ürünü değildir.

Sırf sır olsun diye, sırrın kendisi çok az kişilerin arasında gezindirilip, büyük kesim insanlardan saklanmıyor.

Bence saklanmasının tek nedeni, bir bütün olarak öğreti sindirilmediği zaman, sindirilmeden yayıldığı zaman hem öğretisi yarım kalan kişiye hem öğretiyi yapan kişiye toplumdan gelebilecek saldırılardan çekinilmesidir.

Bir küçük örnek, enel hak diyen Hallac-ı Mansur kendisinin öldürülmesine ve bu öğretiyi kendisine verenlere zarar vermedi mi?
Belki uzun bir öğreti sürecinden sonra Tanrı ile bütünleşti, Tanrıyı bizlerden daha yakinen tanıdı. Ama sırrını saklayamadı. Öğretiyi kendisine verenler Mansuru etrafa bu şekilde söylemler yaymasında kendisini suçladılar. Çünkü halk onun ulaştığı mertebenin sonucunda çıkan söylemlerini anlayamazdı.

İnzivaya çekilme durumunu kabul etmiyorum. Ne Yunus, ne Mevlana ne diğerleri inzivaya çekilmediler.
Go to the top of the page
 
+Quote Post

2 Sayfa V   1 2 >
Fast ReplyReply to this topicStart new topic
1 kullanıcı bu başlığı okuyor (1 Misafir ve 0 Gizli Kullanıcı)
0 Üye:

 



Basit Görünüm Tarih: 23-10-2017 - 05:37